II. Friedrich Nasıl Filozof Ve Büyük Hükümdar Olarak Anılmaya Başladı?

Prusya’nın Aydınlanma olarak adlandırılan tarihi vetirede büyük devletler arasına girmesine vesile olan II. Friedrich’in hayatına bir bakış atalım.

Prusya, malum, Avrupa’nın askeri anlamda, hatta dünyanın, parmakla gösterdiği bir ülkeydi. Prusya’nın bu şekilde prestij kazanması, savaş alanlarında nam salmasında birçok dinamik var şüphesiz. İşte bunlardan birisi de II. Friedrich (Frederik/Frederick) olarak bilinir. Ancak o sadece “iyi bir devlet adamı” olarak değil aynı zamanda “filozof” ve “büyük” unvanlarının da sahibidir. Peki bu çapa nasıl erişildi?

Ben de zamanında merak etmişim, sonra yeniden bak diye tahsil zamanında “David Fraser, Frederick the Great: King of Prussia, New York 2000. Dr. Uğur Demir” kaynağıyla not almışım.

“II. Friedrich (Büyük), 24 Ocak 1712’de Berlin’de doğdu. “Çavuş Kral” olarak tarihe geçen ve çocuklarını sopa ile terbiye ettiği rivayet edilen Fredrich Wilhem’in oğluydu. Annesi ise İngiltere Kralı I. George’un kızı Sophie Dorothea’ydı. II. Friedrich’in doğumundan bir sene sonra babası Friedrich Wilhelm, Prusya kralı oldu ve 1740’a kadar ülkeyi idare etti. Bu süre zarfında Prusya ordusunu modernleştirdi ve askere alım sistemini yeniden düzenledi, gereksiz masrafları kısarak ekonomiyi de düzeltti.”

Bu vizyondaki bir yöneticinin, devlet adamının, iyi bir baba olmayışı şaşırtıcı.

“Buna mukabil Fredrich Wilhelm hiç de iyi bir baba sayılmazdı. Karakterindeki sertlik ve muhatapları alçak görme, oğlu II. Friedrich’in giderek babasından uzaklaşmasına sebep oldu.”

İşte bu durum bakın bir çocuğun neler yaşamasına ve Avrupa tarihine nasıl damga vurmasına yol açacak…

“Yaşı ilerledikçe babasına karşı nefreti de artan II. Friedrich, 18 yaşına geldiğinde İngiltere’ye kaçmayı dahi planladı. Bunun için aradığı fırsat babası ile birlikte katıldığı bir Almanya seyahatinde doğdu. Fakat plan, genç veliahtın arkadaşı Teğmen Peter Karl Christoph von Keith’in son anda pişmanlık duyarak her şeyi anlatması ile hayata geçirilemedi. Baba, oğlunun bu planına çok sinirlenmiş fakat ona doğrudan ceza vermek yerine en yakın arkadaşı Teğmen’i idam ettirmeyi tercih etmişti. Bazı devlet adamlarının araya girmesiyle II. Friedrich babası tarafından affedildi ve Küstrin’e yerleştirildi. Genç Prens, burada ilk idari tecrübelerini edindi. Bu arada hayatının sonuna kadar bir türlü sevemediği Braunschweig prensesi ile 1733’te evlendirildi.”

İşte başlıyoruzzzzz 🙂

“II. Friedrich, 1733-1738 yılları arasında devam eden Lehistan Veraset Savaşları’nda Avrupa’nın en büyük komutanlarından Avusturyalı Prens Eugene’in yanında bir süre gözlemci olarak bulundu. Bu, genç veliaht için iyi bir askeri tecrübe oldu. Daha sonra Rheinsberg Şatosu’na yerleşti. Rheinsberg’te geçirdiği günler II. Friedrich’in dünya görüşünün oluşmasında önemli bir adım oldu. II. Friedrich burada sanat, edebiyat ve müzikle ilgilenmeye fırsat buldu. Daha önemlisi Fransa kültürüne yatkınlığı arttı. Dönemin önde gelen düşünürlerinden Voltaire ile yazışmaya başladı.”

İşte görüyorsunuz, kader nasıl ağlarını örüyor. Baba ile yaşanan bir husumet sonucu evladın yaşadığı değişime bakın. Yukarıda okuduğunuz vakalar olmasaydı bugün Prusya’nın adı belki de anılmayacaktı bile… Devam.

“1738’de “Bugünün Avrupa Siyaseti Üstüne Düşünceler”, 1740’ta da “Anti-Machiavel” adlı iki önemli eseri yayımlandı. Özellikle ikinci eserinde Machiavel’in Prens/Hükümdar adlı eserine ağır eleştirilerde bulundu.”

Filozofluğu bu raddelerde edinmiş gibi gözüküyor değil mi? Şimdi son bölüme geçiyoruz, artık Kral oluyor kendileri.

II. Friedrich (Frederik/Frederick), babasının 31 Mayıs 1740’da ölmesi üzerine Prusya tahtına çıktı ve 1786’ya kadar uzun bir saltanat sürdü. Saltanat süresince kazandığı zaferler ve Prusya’yı bir Avrupa gücü haline getirmesi, ona “Büyük Friedrich” denilmesini sağladı. Büyük Friedrich’in devlet idaresindeki temel felsefesi “devletin çıkarlarının her şeyin üzerinde olduğuydu”. Bu yaklaşımını 1752’de kaleme aldığı “Siyasal Vasiyet” adlı eserinde uzun uzun savunmuştur. II. Friedrich bir diğer idari felsefesi ise hükümdarın idareye mutlak hakimiyetiydi. Bu yüzden saltanat döneminde hükümdarlığa gölge edecek kurumları ve yapıları etkisiz hale getirdi ya da ortadan kaldırdı. İktidarına yönelik muhalif sesleri bastırmak için hafiye teşkilatı dahi kurdu. Buna mukabil merkezi devleti güçlendirmek için kurumların ve mahkemelerin yetki alanlarının kesin olarak belirlenmesini sağladı. Böylece ülke bürokratik yavaşlıktan arındırıldı. Merkezi iktidar yanında ülke ekonomisinin iyileştirilmesi ve sanayinin gelişmesi için de bir dizi girişimlerde bulundu. Özellikle maden ve tekstil alanında büyük ilerlemeler kaydedildi. II. Friedrich adalet alanında da önemli adımlar attı ve ilk Alman yasa derlemesini hazırlattı. Eğitim alanında da çeşitli yenilikler yaptı ve ülkenin eğitim alanında Avrupa’da önde gelmesini sağladı. Francesco Algarotti, d’Aargens, Julien Offray de La Mettrie gibi filozofları Berlin’e davet etti.

Okuduğunuz üzere, bazı şeyler tanıdık gelebilir. Ancak onlar yapınca “vaooov” bizimkiler yapınca “eeeaaaağğ” diyoruz 🙂 neyse konu bizim bu taraflara gelmesin. İşte II. Friedrich’in hem BÜYÜK hem de FİLOZOF olarak anılmasını sağlayan vakalar silsilesi yukarıdaki gibi. Yıl 17 Ağustos 1786 olunca ecel geliyor ve II. Friedrich ölüyor. O öldüğünde Prusya, dünyanın en güçlülerinden biriydi, düşman olmaktan korkulan devletleri arasında tepe sıralardaydı.

Bir sonrak tarih yazısında görüşmek üzere. O zamana kadar sizleri YouTube kanalıma davet ediyorum, yeni Bannerlord videoları geldi, bence bir göz atın.

İçeriği sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz:
Etiketlendi:
9 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm Yorumlara Bak
hasan
24 Ağustos 2019 23:18

Üstad, makale hakkındaki yorumuna kısmen katılsam da yazımını ve üslubunu eleştirmek zorundayım.
Emoji kullanman değil de yazım hatası yapman hoş değil. Senin bir ünlemin bize yeter! Ayrıca kaynakça belirtmen gerek ki biz de okuyabilelim.
İçeriğe gelirsek Avrupayı örnek almak bugüne dek bize ne kazandırmış ki? büyük’se bizim değil, onların olsun. Kendini tanımayan, başkasını anlamaktan zaten aciz kalır. Kendi devletini/milletini aciz görenleri eleştirmenin yeri burası değil.

hasan
3 Eylül 2019 09:36

Üstad, aslında yazını genel olarak beğendim, takdir ediyorum. Yoksa zaten eleştirmezdim. Özelden ulaşabilmek için “bir mail adresi” verirsen de ayrıca memnuniyet duyarım.
Benim kastım fark edilmeyen hatalar değil, başlıyoruzzzzz, vaooov tarzı ifade/ünlem şekilleriydi. Yazıda dikkat çekmek için ünlem işareti kullanmanı tavsiye ederim. “Bir ünlemin yeter”den kastım da buydu. Yoksa kendini ufak hatalar için yormanı istemem.
Kaynakçayı üstte yazdığını yeni fark etmişim, genelde altta olduğundan gözümden kaçmış.
“Çin’de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslümana farzdır. Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için kanatlarını yere sererler.” (Câmiü’s-Sağîr, 1/310) hadisi kapsamında evet haklısın. lakin bizim idare ve siyaset namında örnek alacak çok büyük hükümdarlarımız olmuştur. Oysaki Avrupalılar gaddar ve tarihi kayıtlar konusunda ise yalancıdırlar.

hasan
3 Eylül 2019 09:37

Okumayalım, demiyorum. Lakin sakınmak için okuyalım. “hükümdarlığa gölge edecek kurumları ve yapıları etkisiz hale getirdi ya da ortadan kaldırdı.” cümlesi yanlış anlaşılabilir. İslamda yıkmak, yok etmek değil ıslahat vardır. Bu hatayı yeniçerilerin kaldırılışında da gözlemlemekteyiz. Doğrusu ise Fatih zamanında İstanbul’da yapılan ıslahatlar idi. 250 yıl önce haçlıların yıktığı şehri yeniden imar etmiş, ne kiliselere ne ticarethanelere zarar verilmemişti. yüz yıl öncesine kadar korunan bu ortamsa daha sonra milliyetçiliğin etkisiyle dağıtıldı ki günümüzde o eski kurumlar yok. “hükümdarlığa gölge edecek kurumları ve yapıları etkisiz hale getirdi ya da ortadan kaldırdı.” cümlesi yanlış işletildiği zaman böyle hatalar olabiliyor.
Başarılarının devamı dilerim. Hakkını helal et.

Ömer Faruk Salman
9 Eylül 2019 10:26

Yazınızı okudum , emeğinize sağlık gerçekten güzel bir yazı olmuş.Benim bir sorum var nacizhane.Size çok saçma gelebilir hatta soruyu okuduğunuzda “Bu ne biçim soru lan cahilliğe bak” diyebilirsiniz.Benim sorum prusya hakkında.Daha doğrusu prusya ne? Bir cevap bulamadım bir ırk mı? bir devlet mi ? yoksa bir bölgenin ismi mi?.Almanlar ve Avusturyaylılar kendilerini prusyalı olarak adlandırıyor ama aynı zamanda Almanlar’da.Prusya bana hep ırk ismi gibi gelmiştir ama prusya onların ırkıysa o zaman Almanlık bölgelerinin ismi mi ? Neyse ben uzatmadan sonlandırıyım.

9
0
Yorumlarınız bizim için değerlix