Uyuşturucu Kullanan Ünlüleri Yeterince Aşağılamıyoruz

Oysa bu ünlüler direkt silinerek yok olmalılar piyasadan!

Bir ülkede “saygın” programların, ana akım ekranların ve büyük dijital platformların kimleri parlatmayı tercih ettiği, o toplumun neyi normal saydığını açıkça gösterir. Bugün yaşadığımız garabet tam da burada başlıyor. Uyuşturucu kullandığı bilinen, bunu açıkça itiraf eden ya da defalarca gündeme gelen bazı ünlüler; hiçbir şey olmamış gibi prime-time programlarda sunucu olabiliyor, jüri koltuklarına oturtulabiliyor, rol model diye pazarlanabiliyor ve magazin programlarında parlatılıyor. Yahu devlet kanallarında bile boy gösteriyor bu şahıslar…

Sorun sadece bu insanların hata yapmış olması değil. Sorun, bu hatanın sistemli biçimde “önemsiz”, “şahsi” ve “kimseyi ilgilendirmeyen” bir detay gibi sunulması. Daha da kötüsü, bu yaklaşımın gençlere sessizce şu mesajı vermesi: Normal. Olabilir. Abartmayın.

“Şahsi Hata” Masalı

Uyuşturucu kullanımı, özellikle ünlüler söz konusu olduğunda, bilinçli biçimde bireysel bir zaaf gibi çerçeveleniyor. “Kendi hayatı”, “kimseye zararı yok”, “özel alan” gibi klişeler devreye sokuluyor. Oysa kamusal figür olmak, bu kadar steril bir bireysellik lüksünü ortadan kaldırır.

Bir insan milyonlara hitap ediyorsa, özellikle gençler tarafından izleniyor, taklit ediliyor ve rol model olarak görülüyorsa; davranışlarının toplumsal bir karşılığı vardır. Bu noktada uyuşturucu kullanımı, sadece bir kişinin bedeniyle ilgili bir tercih olmaktan çıkar. Kültürel bir normalleştirme aracına dönüşür.

Olağanlaşma Tehlikesi

Bugün gençler, uyuşturucu kullanımını neredeyse “asi ama havalı”, “yaratıcı ama sorunlu” imajının bir parçası olarak görüyor. Bunun sebebi sokak efsaneleri değil; ekranlar. Ekranda cezasızlık varsa, utanç yoksa, yaptırım yoksa; hatta ödül varsa… Genç zihin şunu öğrenir: Demek ki bu kadar da kötü değil. İşte asıl kırılma noktası burada.

Uyuşturucu, sonuçları itibarıyla sadece kullananı etkilemez. Aileleri, arkadaş çevresini, sağlık sistemini, toplumu etkiler. Buna rağmen “kimseye zararı yok” demek ya büyük bir cehalet ya da bilinçli bir görmezden gelmedir.

Saygınlık Nerede Başlar Nerede Biter?

Toplum olarak tuhaf bir çelişki yaşıyoruz. Bir yandan gençlerin kötü alışkanlıklara yönelmesinden şikayet ediyoruz; öte yandan bu alışkanlıkları meşrulaştıran figürleri alkışlıyoruz. Bir yandan ahlak, sorumluluk, örneklik konuşuyoruz; diğer yandan tam tersini yapanları “karizma” diye parlatıyoruz.

Eleştiri burada sert olmak zorunda. Çünkü yumuşak dil, bu konuda yıllardır hiçbir işe yaramadı. Uyuşturucu kullanan ünlüleri yeterince aşağılamıyoruz derken kastedilen şey linç değil; TOPLUMSAL MEŞRUİYETİN GERİ ÇEKİLMESİ.

Normalleştirmeye Karşı Net Tavır

Kimse kusursuz olmak zorunda değil. Ama herkes yaptığı şeyin sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda. Herkes DİYET ÖDEMEK ZORUNDA! Uyuşturucu kullanan bir ünlü rehabilite olabilir, pişmanlık duyabilir, hayatını toparlayabilir. Buna kimsenin itirazı yok.

İtiraz, bu süreç yaşanmadan; hesap verilmeden; hiçbir bedel ödenmeden yeniden “saygın” pozisyonlara taşınmasına. İtiraz, hatanın değil hatasızmış gibi davranılmasının alkışlanmasına. Hatta göz altına alınıp bir süre sonra salınması ya da az bir ceza ile çıkması, takipçi sayısını katlamasıyla sonuçlanıyor ne hazin.

Eğer gençlere gerçekten bir gelecek bırakmak istiyorsak, bazı davranışların ayıp, yanlış ve özendirici olmaması gereken şeyler olduğunu açıkça söylemek zorundayız. Aksi halde şaşırmayalım. Olağanlaşan her şey, bir süre sonra yaygınlaşır.

Ve evet, bazı konularda daha sert olmamız gerekiyor. Çünkü bu sessiz hoşgörü, sandığımızdan, kötü maddelerden ve fikirlerden çok daha fazla genci zehirliyor.

İçeriği sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz:
Etiketlendi:
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm Yorumlara Bak
0
Yorumlarınız bizim için değerlix