Bu röportajda Türklerin kökeni, haplogruplar ve genetik dünyasının en çok tartışılan konularından bazılarını konuşacağız. Sizler için Oğuzhan Tekden ile kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdik.
Bir gün X üzerinde dolaşırken bir sohbete denk geldim. Kullanılan jargon o kadar yabancıydı ki ilk başta kendi kendime ‘Bunlar yazılımcı galiba’ dedim. Değillermiş. Tarih konuşuyorlardı. Ancak mesajların içinde sürekli J2, R1a, C2 gibi kodları andıran harfler ve rakamlar uçuşuyordu. Bir süre sonra bunun genetik ve arkeogenetik dünyasıyla ilgili olduğunu anladım ve kendilerini takibe aldım. Nihayetinde bugün buradayız.
Oğuzhan Tekden gerçekten sosyal medyada çok önemli bir iş yapıyor. Elbette bu alan yalnızca tek kişilik değil; birlikte çalışan, araştıran, tartışan büyük bir ekip ve çevre de var. Hepsinin adını tek tek yazmak zor ancak bu satırları okurken kendilerini kastettiğimi anlayacaklardır. Oğuzhan nezdinde hepsine teşekkür ediyorum.
Bu röportaj muhtemelen şimdiye kadar yaptığımız en yoğun, en teknik ve en bilimsel röportajlardan biri oldu. Evet, uzun sürdü. Ancak konuşulan her başlık gerçekten önemli. Çünkü burada mesele yalnızca tarih değil; insanların kökenini, geçmişini ve genetik mirasını anlamaya çalışması.
Bu bilgiler bizi ne üstün yapacak ne de aşağılık hissettirecek. Kimseye tepeden bakmak ya da kimseyi küçümsemek için burada değiliz. Sadece bilmek istiyoruz. Çünkü bazen insanın özünü, geçmişini ve nereden geldiğini öğrenmesi kendi içinde ayrı bir huzur veriyor.
0️⃣ Seni uzun süredir genetik, arkeogenetik ve köken araştırmaları üzerine içerik üretirken görüyorum. Öncelikle kendini biraz tanıtabilir misin? Ve bu alana nasıl girdin, seni en çok ne cezbetti?
💬 Adım Oğuzhan TEKDEN. 27 yaşındayım. Kayseriliyim ve bütün aile geçmişim de oradan. Moleküler biyoloji ve genetik alanından mezunum ve yüksek lisansımı da biyomühendislikten yaptım. Kendi alanım kanserdi ancak tarih ve halkların kökeniyle hep ilgilendiğim için bunu genetikten gelen bilgimle birleştirip bu konular üzerine yöneldim. Öğrenecek çok şey olduğunu gördükçe ilgim daha da arttı.
1️⃣ İlk soru popüler kültürden geliyor. Uzun süredir DNA testleri için “Devletler bizim gen bilgilerimizi topluyor”, “İleride biyolojik silah üretilecek”, “Kişilik özellikleri bile DNA’dan okunacak” var. Bu korkuların bilimsel bir karşılığı var mı, yoksa şehir efsanesi mi?
💬 Öncelikle insanlar şunu bilmeli ki genetik (kalıtsal) verileriniz sizin kimliğinizdir. O bilgiler aşırı derecede değerli ve en yakınınızla bile paylaşırken banka kartınızı veriyormuşsunuz gibi düşünmeniz gerekiyor. Bu açıdan da ciddi anlamda bir önemi var. Diğer yandan sosyal medyada abartıldığı gibi “kişiye özel biyolojik silah” ya da “bir etnisiteye özel biyolojik silah” gibi bir şeyin modern bilimde bir karşılığı yok. Yakın gelecekte de böyle bir durum olanaksız duruyor. Ancak tabii ki de devletler ve kurumlar bu tür verileri başka (kötü niyetli) işler için kullanabilir. Örneğin Türklerin otozomal verilerini topladığınızda elinizde yeterli örnek varsa belirli bir bölgedeki insan grubunun ne tür besinlere daha çok gereksinimi olduğunu ya da nelere karşı zayıf yönleri olduğunu kalıtsal veriler üzerinden doğrudan görebilirsiniz. Bu da tabii ki de Türk toplumuna karşı kullanılabilecek bir koz olur. Örneğin belirli bir bölgede insanlar şeker hastalığına daha yatkınsa o bölgede satılan ürünleri özellikle şekerli seçerseniz o bölgeyi daha da hasta duruma getirebilirsiniz.
Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konuda öyle bir yetkinlik düzeyinde olduğunu, öyle olsa bile bu türde bir niyeti olduğunu kesinlikle düşünmüyorum ancak tabii ki de yabancı firmalara özellikle dikkat edilmeli. Bunların size karşı etnik/aidiyet anlamında bir borcu yok ve olası bir durumda o verileri Türk toplumuna karşı kullanmaları için ellerinde yeterli veri var. Devletin bildiğim bu tür bir popülasyon kalıtımı çalışması olmasa da yabancı firmalara hiçbir zaman güvenmiyorum. Onların bize güvenmesini beklemediğim gibi.
2️⃣ Sürekli J2, R1a, C2 gibi kodlar üzerinden konuşuyorsunuz. Bunlar tam olarak nedir ve bir insanın kökeni hakkında bize ne anlatır?
💬 Bunlar haplogruplar. Yani baba ya da anne soy hatlarını tanımlayan mutasyonlar. Her erkekte bir tane baba soy hattı haplogrubu (Y-DNA) ve bir tane anne soy hattı haplogrubu (mtDNA) bulunur. Her kadında da yine bir tane mtDNA haplogrubu bulunur. Bunlar yüzdelerle ölçülmez. R1a’dır, J2’dir ya da N’dir bir kişideki haplogrup.
Burada genellikle baba soy hatları karşımıza çıkar bu tartışmalarda çünkü hanedanların ve popülasyonların aidiyeti genelde baba tarafından yürümüştür tarihte. Bu da belirli baba soylarının belirli bölgelere göçü üzerinden o bölgede hangi toplumun yaşadığını anlamamızı (otozomal DNA verisi, tarihi kaynaklar ve arkeolojik veri ile de birleştirilerek) kolaylaştırıyor. Örneğin burada J2 haplogrubunun diğer bir bilimsel adlandırması J-M172. Bu baba soy hattı J1 ile olan ortak baba soy hattından 28 bin yıl önce ayrışıyor aşağı yukarı. İlk olarak da o zamanlar hiçbir etnisite ya da ulusun yaşamadığı ya da günümüzdekilerle ilişkilendiremediğimiz popülasyonlardan olan Kafkas Avcı-Toplayıcıları (CHG) arasında çıkıyor. Bu haplogrubun soyundan gelen bütün doğrudan erkek soy hatları (oğlunun oğlunun oğlunun oğlu…), haplogrupları değişmeyecek biçimde J2 alt dalında kalıyor. Ancak o erkekler de kendi alt mutasyonlarını (haplogruplarını) üretmeyi sürdürüyor. Her bir alt mutasyon artık J2 haplogrubunun bir alt dalı oluyor. Böylece belirli dönemlerdeki baba soy hatlarının birbiri ile akrabalığını ya da ilişkisini karşılaştırmak için elimizde veri oluyor. Ya da göç yollarını bu baba soy hatları ve bunların alt dallarının hareketleri üzerinden izleyebiliyoruz. Her dönemde belirli etnik gruplar içinde de belirli alt dal haplogruplar olduğundan bunları o dönem özelinde belirli etnik gruplar/popülasyonlar ile ilişkilendirebiliyoruz. Bu dediklerimin hepsi anne soy hattı haplogrupları için de geçerli. Onların adlandırmaları ayrı.

3️⃣ “Haplogrup” kavramı son yıllarda çok popüler oldu. Bir haplogrup bize etnik kimliği mi gösterir, yoksa sadece binlerce yıl önceki ata hatlarını mı takip eder?
💬 Kısa yanıt vermek gerekirse hayır. Haplogruplar, yani baba soy hatları, doğrudan etnisite belirtmez çünkü sürekli kimlik değiştirirler. Bu kimlik değiştirme de yalnızca dil/kültür değişimi olarak değil, doğrudan kalıtsal olarak da kimlik değişimi anlamındadır.
Önceki yanıtta belirttiğim gibi belirli haplogruplar ve bunların alt dalları belirli dönemlerde belirli etnisiteler/halklar/popülasyonlar içinde yaygın olabiliyor ya da doğrudan o etnisitenin dilini oraya götüren asıl baba soy hattı olabiliyor. Bu haplogrup eğer yeni bir etnogenez sürecine girer, dilini değiştirir ve o haplogruptaki erkeklerin otozomal DNA’sı da artık bir önceki dönemden ilgisiz bir noktaya gelirse, o haplogrup artık kimlik değiştirmiş olur. Örneğin R1a haplogrubu ve belirli alt dalları normalde Ön Hint-avrupalılarda (ÖHA) yaygın gördüğümüz bir haplogrup değil. Bunlar daha da eski bir popülasyon olan Doğu Avrupa Avcı-Toplayıcılarının (EHG) baba soy hatları. Yani bunlar başlangıçta Ön Hint-avrupalılar ile ilişkisi olmayan bir dil konuşuyordu. Ancak Ön Hint-avrupalıların özellikle kadınlarının Baltık bölgesine toplu olarak yayılması ve buradaki etnogenezle Ön Hint-avrupalı otozomal DNA’sının R1a baba soy hatlı erkeklerden doğan yeni kuşaklara götürülmesi ile buradaki R1a baba soy hatlarının büyük bölümü Hint-avrupalılaşıyor. Popülasyonun kalıtsal profili bir dengeye oturuyor ve artık kendine özgü bir popülayon içinde R1a baba soy hatlı erkekler de bulunuyor. Bunlar da dil/aidiyet anlamında artık Hint-avrupalı oldukları için de bir değişim yaşanana dek artık Ön Hint-avrupalı R1a’lar oluyorlar. Aynı R1a dallarından kimisi Demir Çağı’nda Altay bölgelerine gelerek yine etnogenezle Türklere katılıyor ve belirli R1a baba soy hatları da yine Türkleşiyor. Yani buradaki olay sadece dilini/kültürünü değiştirmek ya da bireysel melezlikten çok popülasyon kalıtımı ile ilgili bir kimlik değiştirme. Belirli bir profildeki popülasyonun içinde bireysel melezlikler (anne ya da baba farklı etnisiteden) varsa bu tabii ki de o doğan çocuğun soyu doğrudan Türkleşmiştir anlamına gelmiyor. Toplu olarak belirli bir popülasyonun otozomal DNA’sı da dengeye oturmalı etnogenez sürecinden sonra. Ancak bu şekilde belirli haplogruplara ve alt dallarına belirli bir etnisite atayabiliriz “o dönem özelinde”. Örneğin benim haplogrubum olan R-CTS8816 (R1a’nın belirli bir alt dalı) Demir Çağı’nda kesin olarak bir Slav bireyiydi. Ancak günümüze dek gelen etnogenezler ile benim de babamın da dedemin de haplogrubu R-CTS8816 olsa bile otozomal DNA’mız artık Slavlar ile ilişkisiz, Anadolu Türkleri profilinde olduğu için benim soyumdan gelen R-CTS8816’lar ve alt dalları takibi doğru yapılırsa Türk dalları olacak. Çünkü her soy hattının da kendine özgü mutasyonlar ortaya çıkardığı unutulmamalı. Bu sayede belirli popülasyonlar ile belirli alt dalları eşleştiriyoruz çünkü her birinin döneminde otozomal DNA’ları ve kendi alt dalları artık kendilerine özgü bir duruma geliyor.
4️⃣ Türkiye’de özellikle “Türklerin genetik kökeni” konusu çok tartışılıyor. “Anadoluda Türk yok” diyenler var, genetik veriler bize Anadolu Türklerinin oluşumu hakkında bugün ne söylüyor?
💬 Kısaca yanıt verirsek Anadolu’da kendisini Türk olarak bilen neredeyse herkes etnik/kalıtsal olarak da gerçekten Türk. Bu “Anadolu’da Türk yok.” söylemi kesinlikle bir propaganda söylemi ve çoğunlukla namus/ahlak/şeref konusunda da sıkıntıları olan, arkeokalıtım ya da popülasyon kalıtımı konusunda cahil bireylerin söylediği bir şey.
Elimizdeki tüm bireysel sonuçlar ve güncel akademik çalışmalar şunu gösteriyor ki bugün Anadolu’da (Batı Türkistan) kendisini Türk olarak bilen “neredeyse herkes” etnik olarak da Türk çünkü hem Orta Çağ Türkleri ile yeterli düzeyde kalıtsal süreklilik gösteriyorlar (bölgeden bölgeye ve kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama %25 düzeyinde) hem de bu süreklilik ortaya kendine özgü ve daha önceki yerlilerden tümüyle ayırt edilebilecek biçimde bir kalıtsal profil ortaya çıkarmış. Yani tabii ki de bölgenin önceki yerlilerinden kalıtsal miras taşıyoruz ancak Orta Çağ Türklerinden taşıdığımız kalıtsal miras neredeyse hepimizde öyle bir düzeydeki kalıtsal çözümlemelerde kendimize özgü bir yerde kümeleniyoruz (PCA haritaları gibi). Tıpkı bir Ermeni’nin günümüzde ortalama %60 Kuzey Semitik halklarından miras taşımasına karşın %40’lık Geç Antik Dönem Ermeni mirasının ona bir kalıtsal süreklilik kazandırması ve tümüyle kendine özgü yeni bir kalıtsal kümelemede konumlaması gibi. Ya da tıpkı bir Fransız’ın ortalama %20 civarı Orta Çağ Latin mirası taşımasına karşın bu mirasın ona bir kalıtsal süreklilik kazandırması ve tümüyle kendine özgü yeni bir kalıtsal kümelemede konumlaması gibi. Ya da bugün bir İngiliz’in Cermen atalarından %30 miras taşıyıp bu mirasın ona bir kalıtsal süreklilik kazandırması ve tümüyle kendine özgü yeni bir kalıtsal kümelemede konumlaması gibi.
Eğer Türk düşmanlarının iddiası gibi buradaki yerlilerin asimilasyonundan ortaya çıkmış bir halk olsaydık ya Orta Çağ Türk mirasımız hiç olmamalıydı ya da bu kalıtsal süreklilik bizi yerlilerle aynı yerde kümeleyecek ölçüde düşük düzeyde kalmalıydı. Ancak iki durum da öyle değil ve bugün Batı Türkistan Türkleri (Balkan Türkleri de içinde) kendisine etnik/kalıtsal olarak Türk diyebilecek kadar Orta Çağ Türk mirası taşıyor.
5️⃣ Bazı insanlar DNA sonuçlarına bakıp “Ben yüzde şu kadar Türküm, şu kadar Orta Asyalıyım” gibi yorumlar yapıyor. Bu yüzdelik sistemler ne kadar bilimsel ve ne kadar yanlış anlaşılmaya açık?
💬 “Ben yüzde şu kadar Türküm, şu kadar Orta Asyalıyım.” söylemi bilimsel olarak da doğru değil. Orada “Türk’üm” dedikleri popülasyonlar zaten Orta Çağ popülasyonları. Günümüz modern halkları değil. Yani %20 Orta Çağ Türk mirası taşıyan bir bireyin “Ben %20 modern Türk’üm.” demesi bilimsel olarak da doğru değil. Bir insanın yeterli düzeyde kalıtsal sürekliliği varsa Türk’tür ya da değildir. Bu kadar. Günümüzde Orta Çağ Türkü diye bir popülasyon kalmadığına ve bunların torunları farklı bölgelerde farklı halklarla farklı oranlarda karışarak farklı Türk popülasyonları oluşturduğuna göre bunların da hepsinin bugün kendine özgü otozomal DNA profilleri var ve hepsi de Orta Çağ Türklerinden belirli bir oranda miras taşıyor. Hiçbir Türk halkı %100 Orta Çağ Türk mirası taşımıyor. Ya da hiçbir İrani halk %100 Demir Çağı İrani mirası taşımıyor. Tabii ki de halklar özelinde bölgeden bölgeye bu oranlar daha az ya da çok olabiliyor ancak bu durum birisi şu kadar Türk, birisi şu kadar Fars demiyor. Hiçbir Fars %20 Sintaşta/Andronovo (Tunç Çağı İrani mirası) taşıyor diye %20 Fars olmuyor. Ya da hiçbir Yunan’ın %15 Miken (Antik Yunan) mirası taşımasından ötürü bunlara yalnızca %15 Yunan dendiğini duymazsınız ki onların ilk ataları ile olan kalıtsal süreklilikleri Türklerle olanınkinden daha düşük.
6️⃣ Arkeogenetik son yıllarda tarih anlatısını ciddi şekilde değiştirdi. Sence DNA teknolojisi tarih yazımında gerçekten devrim mi yarattı, yoksa bazen fazla mı abartılıyor?
💬 Abartanlar olmakla birlikte arkaokalıtımın öneminin arttığı da bir gerçek ve artmalı da. Nasıl ki kazı bilimi de bundan iki bin yıl önce o dönemin insanları için günümüzdeki kadar bir şey ifade etmiyorsa ancak günümüzde dil bilimi kadar önemli bir kaynak sağlıyorsa, arkeokalıtım da artık halkların kökeni konusunda bize önemli ve yadsınamaz gerçekler sunuyor.
Her ne kadar Türk düşmanı bireylerin kapasitesi yetmediğinden sanki bu yeni arkeokalıtım verileri Batı Türkistan’da Türk yokmuş gibi anlatıyorsa da, tam tersine her geçen gün Batı Türkistan Türklerinin etnik olarak da Türk olduğunu gösteren verilerle karşılaşıyoruz. Bireysel örneklerden bağımsız akademik çalışmalardaki örnekler de bunları kanıtlıyor. Örneğin “A genetic probe into the ancient and medieval history of Southern Europe and West Asia (2022)” çalışmasına isteyenler göz atabilir. Orada da Batı Türkistan Türklerinin açık bir biçimde bölgedeki yerlilerden ayırt edici olarak bir Doğu Avrasya kalıtsal mirası taşıdığı ve Türklerin bölgedeki yerlilerden farklı bir kalıtsal profilde olduğu görülebiliyor.
Tabii Türk düşmanlarına bu ve benzeri çalışmaları attığımız zaman çoğu durumda kapasiteleri yetmediğinden/anlamadıklarından ya da işlerine gelmediğinden makalenin propaganda makalesi olduğunu ya da sahte olduğunu falan iddia ediyorlar ancak makale şu anda arkeokalıtım çalışmalarında öncü kişilerden olan Lazaridis’in Harvard çıkışlı bir çalışması. Ve bunun dışında pek çok “güncel” çalışma da literatürde var.

7️⃣ Proto-Türkler konusu çok ilgi çekiyor. Günümüzdeki veriler ışığında erken Türk topluluklarının genetik yapısı hakkında neler biliyoruz?
💬 “Neredeyse” kesin biçimde Türk olduklarını bildiğimiz Asya Hunları ve “kesinlikle” Türk olduğunu bildiğimiz Göktürklerin kalıtsal verilerini (dil bilimsel ve kazı bilimsel verilerle de) birleştirdiğimizde ilk Türklerin Doğu Avrasya’dan bir yerlerden geldiklerini açık biçimde. Daha ayrıntılı yanıt vermek gerekirse elimizde iki ana bölge var: Birisi Baykal Gölü bölgesinin güneyleri ve Batı Moğolistan, diğeri ise Doğu Moğolistan ve daha da doğusu olan Mançurya tarafları. Yani diğer halklardan/etnisitelerden ayrışık biçimde, günümüzdeki tüm Türklerin ataları olan ilk Türkler/Ön Türkler (Proto-Turkic), ya Baykal Gölü bölgesinin güneyleri ve Batı Moğolistan’dan ya da Doğu Moğolistan ve daha da doğusu olan Mançurya taraflarında ortaya çıktılar. Bunlar tabii ki de gökten inmedi ancak ayrışık biçimde benliklerini ortaya koyduklarında bu ikisinden birisinde yaşıyorlardı. Sonrasında zaten Demir Çağı’nda Asya Hunlarına dönüştüler. Söz konusu iki olasılık arasında da hem dil bilimsel hem kazı bilimsel hem kalıtsal hem de tarihi kaynakları bir arada incelediğimizde Ön Türklerin ikinci olasılık olan “Doğu Moğolistan yerlileri”/”Amur Havzası çiftçilerinin” soyundan geldiğini görüyoruz.
8️⃣ Özellikle sosyal medyada genetik araştırmalar bazen milliyetçilik tartışmalarına dönüşüyor. Sence insanlar DNA çalışmalarını en çok hangi noktada yanlış yorumluyor?
💬 Ne yazık ki Türkçü bireyler içinde de kalıtsal verileri yanlış yorumlayanlar ve hatta açıkça çarpıtanlar var.
Batı Türkistan Türklerinin hiçbir karışım yaşamadan Orta Çağ Türklerinin soyundan geldiğini söyleyenleri mi ararsınız; ilk Türklerin sarışın, mavi gözlü dev avrupalılar olduğunu söyleyenleri mi ararsınız… Çoğu da ne yazık ki güncel kaynakları takip etmediklerinden ya da bu kaynaklar işlerine gelmeyip okumadıklarından (anlamadıklarından) bu tür söylemlere yöneliyorlar. Bunların çoğu da zaten yaşı ilerlemiş, laftan anlamayan bireyler.
Bir diğer yanlış yorum ise öncesinde de söylediğim “Yüzde 15 Türk’müşüm.” muhabbeti. Böyle bir durum yok. Kalıtsal sürekliliğiniz varsa (ve yeterli düzeydeyse) Türk’sünüzdür. Birisi daha az ya da daha çok Türk olmuyor. Hatta otozomal profili dümdüz Türk olan bireylere bile Y-DNA haplogrubu Orta Çağ Türkü kökenli değil diye (örneğin J2 haplogrubunun belirli alt dalları) “Türk değil çünkü soy babadan sürer.” diyenleri gördüm. Bunlara göre 50 kuşak önce Anadolu Türkü etnogenezine katılıp bugün otozomal profili o yerlilerden tümüyle ilişkisiz bir hale gelmiş insanlar Türk değil yani. Zira J2 baba soy hattı da bizden önceki yerlilerin asıl baba soy hattı değil. Yunanların/Rumların etnisitesini/aidiyetini/dilini bölgeye getiren insanların asıl baba soy hatları R1b’nin belirli alt dalları. Hatta etnik aidiyet/dil/kültür anlamında J baba soy hatları günümüzdeki hiçbir modern halk ile ilişkili görünmüyor. Demek ki bu insanlar onlara göre asimile edilmiş Kafkas Avcısı-Toplayıcısı insanları, etnisiteleri belli değil.
9️⃣ Türkiye’de insanlar DNA testi yaptırmaya giderek daha fazla ilgi gösteriyor. Bir kişinin DNA testinden gerçekten öğrenebileceği şeyler nelerdir, öğrenemeyeceği şeyler nelerdir?
💬 Standart bir DNA testinden bir kişinin etnisitesi belirlenebilir. Anne ve baba soy hatlarının Tunç Çağı’ndan nerelerde, hangi halklar içinde olduğu anlaşılabilir. Ancak bir kişinin daha çok vatansever ya da daha az vatansever olduğu anlaşılamaz. Orta Çağ Türk mirası çok yüksek olup yağmurlu havada su verilmeyecek rezil insanlar da tanıdım (ki bunlar etnik tanım gereği sevsek de sevmesek de Türk’tür), etnik olarak Türk olmayıp bu ülkeye gönülden bağlı çok iyi insanlar da tanıdım. Sonuçta belirli bir otozomal miras sizi daha iyi ya da kötü yapmaz. O mirasla ne yapacağınız size kalmış.
🔟 Önümüzdeki 10-20 yılda arkeogenetik alanında seni en çok heyecanlandıran gelişme ne? Hangi büyük tarihsel soruların cevaplanabileceğini düşünüyorsun?
💬 Özellikle de son dönemlerde Doğu Asya’da yapılan kazı çalışmaları ve burada zaten bilinen antik örneklere kalıtsal çözümlemeler (DNA analizi) yapılması beni en çok mutlu eden ve heyecanlandıran gelişmelerden. Hem buradaki “olası” akrabalarımızla (Moğol, Japon ve Tunguz gibi) gerçekten bir akrabalık var mı yok mu onu göreceğiz (ki olup olmaması Türklerin tarihteki değerini/başarısını hiçbir biçimde etkilemeyecek) hem de Türklerin kesin kökenine coğrafi konum anlamında daha da yaklaşac
1️⃣1️⃣ Cevaplar için teşekkürler. Son olarak okurlarımıza bir şeyler söylemek ister misin?
💬 Ben teşekkür ederim. Umarım birilerine bir şeyler katabilmişimdir. Özellikle de bir kişiye bile “Anadolu Türkleri etnik/kalıtsal olarak da Türk’tür. Türk düşmanlarının istediğinin tersine öz güvenimizi yitirmemizi gerektiren hiçbir şey yok.” bakış açısını kazandırabildiysem bu beni mutlu eder. Daha ayrıntılı/akademik verileri görmek isteyenler kanalımdaki “ANADOLU’DA TÜRK VAR MI? | DNA Sonuçları Nasıl Yorumlanmalı?” ve “HUNLAR TÜRK MÜ? | DNA’nın İzinde Erken Türklerin Etnogenezi” videolarına göz atarlarsa eğer orada istediklerini bulacaklarına inanıyorum.
Bu arada Oğuz da bizim gibi oyuncu. Genetik dışında Age of Empires yayınları yapıyor. Gerek X gerek YouTube kanalını zaten röportajda linkledim. Ancak siz Kick ve Instagram sayfalarını da takibe alabilirsiniz.
Bir sonraki röportajda görüşmek üzere…
Tüm oyun haberlerimiz için buraya tıklayın.
YNP YouTube kanalı için ise buraya tıklayın.














