Toplu Ceza Net Bir İfade İle İlkelliktir!

Toplu ceza üzerine bir haykırış yazısı…

Uzun süredir toplu ceza, nam-ı diğer kolektif ceza, üzerine düşünüyordum. E artık zamanı gelmişti bu yazının.

Toplumların düzenini sağlamak için hukuk, ahlak ve töreler bir arada işlev görür. Tarih boyunca kimi dönemlerde bir kişinin işlediği suç ya da kusur nedeniyle bütün bir topluluğun cezalandırıldığına tanık olunmuştur. Oysa adaletin en temel ilkesi, bireyin sorumluluğunun yalnızca kendisini bağlamasıdır. Bir kişinin hatasının hiçbir şekilde onunla ilgisi bulunmayan masum kişilere mal edilmesi, hem vicdani hem de hukuki açıdan büyük bir adaletsizliktir.

Askerde, sporda, iş yerinde… Türkiye’de insanlar kolektif cezaya bir hayli maruz kalmakta. Bu kişilerden birisi de benim. Kolektif ceza seçeneğini savunan otoriteler, bunu doğrudan “adalet” gerekçesiyle değil, genellikle disiplin, caydırıcılık ve kontrol üzerinden temellendirmeye çalışırlar.

36 yaşındayım, kolektif ceza sonrası ıslah olan bir sorun görmedim. Lise çağımda profesyonel basketbol oynadım, takım arkadaşlarım hala hayvanlar gibi hatalar yapıyorlardı. Askerde çok iyi bir gözlemciydim, detaya giremiyorum, ancak suçu işleyen kişi ıslah olmadığı gibi taburca bu kişi sevilmedi ve dışlanmaya devam etti. İş hayatım boyunca da sonuç yine aynı. Değişen bir şey yok, suistimal her daim var oldu olacak…

İslam hukukunda bu mesele oldukça net biçimde ele alınmıştır. Kur’an’da “Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez” – En‘âm, 164. buyruk, kolektif cezalandırmayı kesin olarak reddeder. Hz. Peygamber’in uygulamalarında da ceza yalnızca suçluya yöneltilmiş, ailesi, kabilesi veya mensubu olduğu topluluk bundan muaf tutulmuştur. Böylece İslam adalet anlayışı, bireysel sorumluluk üzerine inşa edilmiştir.

Modern hukuk sistemlerinde de bu ilke “suçun şahsiliği” şeklinde yerleşmiştir. Türk Ceza Kanunu başta olmak üzere birçok hukuk düzeninde, suçun yalnızca faili bağladığı güvence altına alınmıştır. Kolektif cezalar, yalnızca hukuka değil, aynı zamanda motivasyon ve adalet duygusuna da zarar verir. Örneğin, bir iş yerinde disiplinsiz bir çalışan yüzünden tüm personelin haklarının kısıtlanması, disiplinli çalışanların emeklerinin hiçe sayılması anlamına gelir. Hatta bizim Mehmet Fatih’e (avukat, yayınlara gelenler bilirler) bu mobbing diyor direkt olarak.

Türk törelerinde de bireysel sorumluluk anlayışı dikkat çeker. Orhun Yazıtları’nda beylerin halka adaletli davranması gerektiği özellikle vurgulanır. Töreye göre suç işleyen kişinin cezalandırılması esastır; toplumun geri kalan fertleri bundan mesul tutulmaz. Türk devlet geleneğinde adalet, yalnızca suçluyu hedef almış; masumların korunması, devletin temel yükümlülüklerinden biri sayılmıştır.

Bununla birlikte, tarih bize farklı bir tabloyu da göstermektedir: Totaliter rejimlerde kolektif cezalandırma sıklıkla başvurulan bir yöntem olmuştur. Nazi Almanyası’nda bir direnişçinin eylemi sonrası köylerin topluca yakılması, Sovyetler Birliği’nde “sınıf düşmanı” ilan edilenlerin aileleriyle birlikte sürgüne gönderilmesi, Kuzey Kore’de üç kuşak boyunca uygulanan “soy cezaları” bunun çarpıcı örnekleridir. Bu tür uygulamalar, adaletin değil korkunun tesis edilmesi amacını güder. Böylece rejim, bireyi değil toplumu sindirmeyi hedefler.

Kolektif cezalandırmanın yaygın olduğu toplumların önemli bir özelliği de genellikle az gelişmişliktir. Çünkü gelişmemiş ya da gelişmekte olan toplumlarda hukukun üstünlüğü tam anlamıyla yerleşmemiştir. Devlet ya da otorite, bireysel adaleti sağlamak yerine, toplumsal baskıyı artıracak genel cezalandırma yöntemlerini seçer. Bu durum, bireylerin devlete güvenini zedeler; üretkenlik, aidiyet duygusu ve toplumsal barışa zarar verir. Modernleşmiş ve hukukun kurumsallaştığı ülkelerde ise bireysel sorumluluk ilkesi daha güçlüdür, çünkü gelişmişlik seviyesi arttıkça hukuk da daha tarafsız ve etkin işler.

İster İslam hukuku, ister modern hukuk sistemleri, ister Türk töresi ele alınsın, ortak payda değişmez: Ceza bireyseldir, kolektif değildir. Bir kişinin hatası yüzünden tüm topluluğu cezalandırmak, adaletin özünü bozar ve totaliter eğilimleri besler. Adaletin en önemli görevi, masumları korumaktır. Toplumların ilerlemesi, ancak suçluyu cezalandırırken masumun hakkını koruyan bir düzenin inşasıyla mümkündür.

Sonuç olarak karar vericinin, yöneten kadroların, varsa problem; kolektif cezadan uzak durup meydanda 1 tane kelle alması kafidir. Yoksa belimiz doğrulmamaya devam eder. Bir de vebal tarafı var bunun. Hatalı hareket eden müftü ile yönetici kıssasını hatırlayın. İnançla alakalı hatalar yapan müftüye nazaran yönetici cehennemde daha diptedir. Zira yönetici inananlar kadar inanmayanların da hakkına girer, yönettiği tüm toplumun mesuliyeti üzerindedir!

Yazmayı çok özledim. Ara ara böyle ve farklı yazılarla karşınızda olacağım. YNP kardeşiniz sizlere sabır ve afiyet diler…

Neden toplu?
Neden şahsi değil?
Nasıl maruz kalıyoruz?
Kimler yapıyor?

İçeriği sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz:
Etiketlendi:
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm Yorumlara Bak
0
Yorumlarınız bizim için değerlix