Rachel Bacımı Unutmadım

Rachel Corrie sizin de unutmamanız gereken birisi.

Bazı insanlar vardır; hayatları kısa sürer ama bıraktıkları iz, çoğu insanınkinden çok daha derin olur. Rachel Corrie de onlardan biriydi.

Onun ölümünün üzerinden tam 23 yıl geçti. 23 yaşında, hayatının en başındayken, Gazze Şeridi’nde bir itrail buldozerinin altında can verdi. Ve o günden beri bitmeyen bir tartışmanın, ama daha da önemlisi bitmeyen bir vicdan muhasebesinin merkezinde duruyor.

Rachel’ın hikayesi, Olympia’da başlıyor. Çocukluğundan itibaren adalet duygusunu içinde taşıyan, dünyaya karşı kayıtsız kalamayan biriydi. Evergreen State College’da okurken barış ve dayanışma çalışmaları yürüttü. İnsanlara dokunan, onların hayatına temas eden bir yol seçti.

Ama onu farklı kılan şey, düşündüklerini hayatına geçirme cesaretiydi.

Üniversitenin son yılında, sıradan bir öğrenci gibi mezun olup hayatına devam edebilirdi. Ama o, International Solidarity Movement gönüllüsü olarak Gazze’ye gitmeyi seçti. Gitmeden önce Arapça öğrendi, araştırmalar yaptı, hatta Olympia ile Gazze arasında çocukları birbirine bağlayan bir mektup projesi başlattı.

Daha yola çıkmadan insanları birleştirmeye çalışıyordu.

2003’ün Ocak ayında Refah’a ulaştığında, bölge İkinci Intifada’nın en sert günlerini yaşıyordu. Evler yıkılıyor, insanlar yerlerinden ediliyordu. Rachel, bunu uzaktan izleyen biri olmadı. Ailelerle birlikte yaşadı, baskınları belgeledi ve en önemlisi, evlerin yıkımını engellemek için buldozerlerin önüne geçti.

Yani gerçekten “araya girdi.”

Ailesine yazdığı e-postalarda gördüklerini anlatıyordu. O satırlarda bir aktivistin dili değil, bir insanın sarsılmış vicdanı vardı. “Dev bir askeri makinenin insanların hayatını nasıl ezdiğini izliyorum” diyordu adeta. Bu yazılar daha sonra “Let Me Stand Alone” adıyla yayımlandı ve onun iç dünyasını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.

Ve sonra 16 Mart 2003…

Rachel, arkadaş olduğu bir ailenin evini korumak için yine bir buldozerin karşısına geçti. Üzerinde fosforlu yeleği vardı, görünmemesi mümkün değildi. Megafonla sesleniyordu.

Ama o itrail buldozer durmadı.

Görgü tanıkları, üzerinden geçtiğini ve geri gelip tekrar ezdiğini söyledi. itrail tarafı ise bunun bir kaza olduğunu savundu. Bu iki anlatım, yıllardır süren tartışmanın temelini oluşturuyor.

Ama dürüst olalım:
Bu tartışmanın teknik detayları, gerçeğin ağırlığını değiştirmiyor.

Ortada çok basit bir gerçek var: 23 yaşında bir genç kadın, tanımadığı insanların evini korumaya çalışırken öldü.

Rachel’ın ailesi pes etmedi. 2005’te dava açtılar. Sadece 1 dolar talep ettiler, çünkü mesele para değildi, adaletti. Ancak dava reddedildi, 2015’te de karar onandı. Amnesty International ve Human Rights Watch gibi kuruluşlar bu süreci sert şekilde eleştirdi.

Yani Rachel için adalet, en azından hukuki anlamda, hiçbir zaman tam olarak sağlanmadı.

Ama hikaye burada bitmedi.

Onun adı yaşamaya devam etti. Ailesi bir vakıf kurdu. Yazıları kitap oldu. Alan Rickman ve Katharine Viner onun metinlerinden bir tiyatro oyunu çıkardı: My Name is Rachel Corrie. Hayatı müziğe, sanata, edebiyata ilham verdi. Hatta Gazze’ye yardım götüren bir gemiye onun adı verildi.

Yani Rachel, bir isim olmaktan çıktı bir sembole dönüştü.

Ama bence mesele sembol olması da değil.

Mesele şu: Rachel Corrie, çoğumuzun yapmadığını yaptı. Gördü, rahatsız oldu ve o rahatsızlıkla harekete geçti. Bugün bizler sayısız görüntü izliyoruz, sayısız acıya tanık oluyoruz… Biz ne yapıyoruz? Vallahi ben sadece dua ve boykot yapabiliyorum. Hala içim soğumuyor, utanıyorum…

Ben, biz, utanırken dünyada neler oluyor? 24 saatimin büyük bir bölümü, işim gereği, dijital dünyada geçiyor. Size yemin ediyorum açık kaynaklar net bir şekilde gösteriyor; Batılı halklar itrail ve avanelerinin dünyaya saldıkları toksik düzeni idrak etmiş durumda. Ve cayır cayır İslam’a geçiyorlar. Bunu biz sağlamadık. Bunu Müslümanlar başaramadı. Bu durumu direkt olarak can veren Filistinliler ve onların sesini duyurmak için mücadele Rachel gibi cesurlar başardı.

itrail ve avaneleri düştükleri durumu bakın bir başka itrailliden dinleyelim:

“itrail dışında bizim için güvenli bir yer var mı?

Sürekli savaşların, terör saldırılarının içinde yaşamaktan ve her an hayatım için korkmaktan gerçekten bıktım. Taşınmak istiyorum ama sanki her ülke bizden nefret ediyor. Son çarem Kıbrıs’tı, ama görünüşe göre onlar bile bizden hoşlanmıyor. itrail güvenli değil ve başka hiçbir ülke de güvenli değil.

Avrupa’da ya da Asya’da itrailliler için güvenli olan herhangi bir ülke biliyor musunuz? Gittiğim her yerde nefret edilmekten gerçekten yoruldum.

Bunu bakın bir Müslüman ülke, bir Müslüman lider başarmadı. Bunu bu çıfıtların ne tür mahluklar olduğunu ispatlamak için kan dökenler başardı.

Bize düşen; şapkamızı çıkarıp önümüze koymak, “biz neden vesile kılınmadık?” sorusunun cevabını aramak. Biz vesile olmayı başarabilseydik Rachel’ın 11.200 km yol kat edip gelip burada ölmeyecekti…

Filistin/Gazze bir insanlık turnusol kağıdıdır, bu dava için mücadele eden başta Rachel bacımız olmak üzere herkesi rahmet ve minnetle anıyorum. Sonraki bir yazıda görüşürüz…

İçeriği sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz:
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm Yorumlara Bak
0
Yorumlarınız bizim için değerlix