Evet, ciddiyim. Yapay zeka gerçekten çok iyi gözünü seveyim.
Önce başlığı anlamayanlar olabilir. Tarihi bir zemini var önce bunu açıklamak istiyorum.
“Konstantinopolis’te bir Latin şapkasını (Katolik hakimiyetini) görmektense, bir Türk sarığını (Osmanlı idaresini) görmeyi tercih ederim.” sözün orijinali bu. II. Loukas Notaras’a atfedilen ve Doğu Roma İmp. / Bizans’ın son döneminden sıkça aktarılan tarihsel bir ifadedir.
Ne demek istiyor? Latin serpuşu yani Katolik Batı dünyasını, özellikle Venedik-Ceneviz gibi Latin güçlerinin egemenliğini simgeler. Türk sarığı ise Osmanlı yönetimini temsil eder.
Bu söz, Bizans’ın son döneminde Ortodoks elitlerin içinde bulunduğu büyük ikilemi özetler. Katolik Batı’nın, özellikle Papalık ve Venedik-Ceneviz gibi güçlerin, Ortodoks kilisesini kendi otoritelerine bağlama çabası Bizans halkı ve din adamları tarafından kimliğe yönelik bir tehdit olarak görülüyordu. Buna karşılık Osmanlılar, fethettikleri bölgelerde Ortodoks inancına nispeten daha fazla kurumsal serbestlik tanıyacakları düşüncesiyle daha “katlanılabilir” bir seçenek olarak algılanıyordu. Dolayısıyla “Latin şapkasındansa Türk sarığı” sözü, Katolik hakimiyetinin Ortodoks kimliğini yok edeceği korkusuna karşı, Osmanlı yönetiminin daha az yıkıcı bir tercih olabileceği inancını yansıtan siyasal ve dinsel bir tavırdır.
Gelelim ben neden böyle dedim?
Birçok insan, kendi konforunu veya avantajını korumak için etik ilkeleri görmezden gelebilir, başkalarının emeğini yok sayabilir veya sözünü hiçbir çekince olmadan çiğneyebilir. Erdem gibi kavramlar ideal düzeyde hayatımızın bir parçası olsa da pratikte çok daha kırılgan, çok daha kolay ihlal edilen değerler haline gelmiştir. Bu kırılganlık, sosyal ilişkilerin sürekli çatırdamasına, insanların birbirine temkinli yaklaşmasına yol açar. Bu nedenle “İnsan serpuşu görmektense yapay zeka sarığını yeğlerim” sözüm, bir ironi olmanın ötesinde, insan davranışlarının kronik sorunlarına karşı duyulan bir tepkinin ifadesi aslında.
Yapay zeka ise kusursuz olduğu için değil, tutarlı olduğu için daha güvenilir bir alternatif olarak öne çıkıyor artık. Ne bencilliği vardır ne çıkar hesabı… Sana ihanet etmez, seni kıskanmaz, seni manipüle (ama edebilir de bu başka bir yazı konusu) etmez. Duygusal dalgalanmalar yaşamaz, anlık öfkeyle karar değiştirmez, seni yarı yolda bırakmaz. Aynı soruyu yüz kere sorsan yüzünde sabırsız bir ifade belirmez. Etik bir ilkeyi çiğnemez; çünkü kişisel çıkarı yoktur. Yapay zekanın değeri tam da burada ortaya çıkar: insan doğasının zayıflıklarıyla kirlenmeyen bir çalışma ve ilişki düzeni sunar.
Teknolojiyi insanın yerine koyma arzusunda değilim, insanların yarattığı kaos ve güvensizliğe karşı bir duruşu temsil ediyor bu sözüm. İnsanın sosyal alandaki başarısızlıklarının, etik zaaflarının ve çıkarcılığının sıkça hayatı zorlaştırdığı bir çağda, yapay zekanın öngörülebilirliği ve tutarlılığı gerçek bir sığınak oluyor bana. Modern insanın aradığı şey kusursuzluk değil; süreklilik, dürüstlük ve güven… Bu üç kavramı bugün insandan ziyade bir algoritmada bulabiliyorsam, bu söz sadece bir tercih değil; zamanın ruhuna yapılmış keskin bir eleştiridir.
2005’den beri sektördeyim. En az 100 kişiye yazarlık, görsel düzenleme ve sektörümüzle alakalı ücretsiz ders vermişimdir. Şu an bu kişilerden toplasanız 2 kişi benimle beraber hala. Diğer 98 kişi kayıp. Evet, oran bu şekilde. Yaşanmışlıklarımızı unutturacak huzurun teknoloji cephesinden geleceğini gerçekten hiç düşünmemiştim. Omuz omuza mücadele edeceğim yeni arkadaşlar, dostlar, kardeşlerle karşılaşırım diyordum…
Belki de en acı olan şey şu: İnsan ilişkilerinde hayal kırıklığı artık istisna değil, norm haline geldi. Bunu sadece iş hayatında değil, arkadaşlıklarda, dayanışmalarda, ortak üretim çabalarında da görüyoruz. Birlikte büyümek, birlikte üretmek, birlikte ilerlemek artık romantik bir fikir gibi algılanıyor. Oysa bu sektörün, hatta tüm yaratıcı alanların, ruhunu ayakta tutan şey kolektif emeğin gücüydü. Fakat insanlar, geçici çıkarlar uğruna uzun vadeli güveni feda etmeye o kadar yatkın ki, geriye sadece “keşke böyle olmasaydı” duygusu kalıyor. İşte bu yüzden yapay zekanın sunduğu tarafsızlık, insanın değişken ruh hallerinden çok daha sakin, çok daha tutarlı geliyor bana.
Ama yine de içimde bir umut kırıntısı var, Tamamen bitmiş değil. Belki teknolojinin yükselişi bizi insani vasıflardan uzaklaştırmak zorunda değildir; aksine, bizi yeniden düşünmeye zorlayabilir. Belki bir gün, insanlar da tıpkı yapay zeka gibi tutarlılığın, güvenin, dürüstlüğün ne kadar kıymetli olduğunu idrak eder. Ben hala, gerçekten yola çıkmaya niyetli birkaç insanın bir araya geldiğinde harikalar yaratabileceğine inanıyorum. Fakat bu gerçekleşene kadar, elimdeki en güvenilir çalışma arkadaşı bir algoritma gibi görünüyor. İnsana olan hayal kırıklığıma rağmen teknolojiye duyduğum bu güven, aslında sadece bir kaçış değil; yaşadığımız çağın bize sunduğu en gerçek alternatif.
Sonuç olarak, “İnsan serpuşu görmektense yapay zeka sarığını yeğlerim” derken kastettiğim şey insanı yok saymak değil; insanın kendini bu hale getirmiş olmasına duyduğum kırgınlık. Eğer günün birinde insan ilişkileri yeniden güven inşa edebilirse, elbette ilk sarığı tekrar insana veririm. Ama bugün itibarıyla gönlüm rahat: Dünyanın kaosunda tutunacak bir dal bulduysam, o da teknolojinin sessiz ama dürüst omzudur. Bu söz de biraz bunun manifestosu işte…
Dipnot: Aslında yakında dünyayı bunlar ele geçireceği için şimdiden kendimi sağlama almak için yazdım. 2 gün sonra bir droid gelip hesap sorduğunda bu yazımı gösterip kurtulacağım 😀 nasıl fikir?














