Türkiye’nin bir sürü beka sorunu var. Bunlardan birisi de toplumda giderek artan “vatansızlık” hali.
Geleneksel vatan sevgisi tarih boyunca bireylerin kimlik, aidiyet ve toplumsal bağlılık duygularıyla şekillendi. İnançla sağlam temeller üzerine oturdu. Bayrak, marş, toprak ve savaş gibi semboller, vatanı kutsal ve vazgeçilmez bir varlık haline getirirdi. Ancak günümüz dünyasında, küreselleşme ve sekülerleşmenin başını çektiği fatkörler bireyin vatan algısını kökten değiştiriyor. Artık insanlar, duygusal veya ideolojik bağlılıktan ziyade, pragmatik ve rasyonel çıkarlar üzerinden “vatan” tanımı yapıyor.
Başı Çeken Faktörler
Küreselleşme, ekonomik ve sosyal sınırları bulanıklaştırarak insanların yerleşik vatan algısını zayıflatıyor. İş, eğitim, sosyal ilişkiler ve kültürel etkileşim artık ulusal sınırların ötesinde gerçekleşiyor. Hatta çeşitli eller tarafından belirleniyor. Buna moda, trend gibi kılıflar bulunuyor. Bu bağlamda bireyler için vatan, fiziksel bir coğrafya değil, yaşamlarını sürdürebilecekleri ve refah sağlayabilecekleri bir alan haline geliyor.
Seküler bireyler için vatan sevgisi, geleneksel ideolojik veya dini bağlardan bağımsızdır. Toprak, tarih veya bayrak gibi semboller artık otomatik bir duygusal bağ oluşturmaz. İnsanlar, bir yerle olan ilişkilerini daha çok kişisel güvenlik, ekonomik istikrar ve yaşam kalitesi üzerinden değerlendirir. Bu nedenle modern birey için vatan, “yaşanabilir bir ortam” ve “geleceği güvence altına alan mekan” anlamına gelir.
Haliyle günümüz bireyi, vatanı korumak veya savaşmak gibi klasik sorumluluklardan çok, kişisel çıkar ve refah üzerinden bağ kurar. İnsanlar, kendilerine maddi ve sosyal olarak katkı sağlayan ortamları benimser. Bu yaklaşım, geleneksel milliyetçilikten farklı olarak, fedakarlık ve özveri yerine, bilinçli bir seçim mantığıyla işler.
Bu artan yeni anlayış, bazıları için vatan sevgisinin zayıflaması olarak görülse de, aslında bireyin özgürlüğü ve yaşam kalitesini ön plana alan bir perspektiftir. Modern birey için vatan, artık bir zorunluluk değil, bilinçli bir tercih meselesidir; savaş veya fedakarlık gibi geleneksel normlar geri planda kalır. Böylece vatan sevgisi, duygusal bağlardan çok, rasyonel bir yaşam stratejisi haline gelir.
klişe değiş ÇANAKKALE!
Makalemin görselindeki gravürün çevirisi.
Savaş Nağrası: ALLAH! ALLAH! DİN! DİN!
Gravür izah metni: İngiliz askerlerinin karaya çıkışından hemen kısa bir süre sonra, Alçıtepe yakınlarındaki ilk savaşta süngü hücumu başlatan Türk imamlar.
Onlar, sadece yaşam alanlarını güvence altına almak için değil, inançlarını, aidiyetlerini, değerlerini, kimliklerini korumak için gözlerini kırpmadan canlarını verdiler. Gravür Çanakkale’den. Bu insanlar birkaç saniye sonra öleceklerini biliyorlardı. Geride bıraktıkları ailelerine “Ne olacak?” diye düşünmeden kendilerini mermilerin önüne attılar. Modern birey tarih boyunca canını hiçe sayarak vatanı için savaşan atalarının fedakarlığını nasıl açıklıyor?
Terimin İçini Dolduralım
Son olarak “vatansızlık” kavramını biraz daha derinleştirmek günümüzdeki tablonun anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Günümüzde öyle bir dönem yaşanıyor ki, vatanla ilgili son derece kritik ve “vatan” kelimesine zıt vakalar karşısında sessizlik olağanlaşmış durumda. Savaş, adaletsizlik veya ulusal kriz anlarında bile insanlar genellikle uzak durmayı, göz yummayı veya ilgisiz kalmayı tercih ediyor. Modern/günümüz bireyin pragmatik yaklaşımıyla birleştiğinde bu kayıtsızlık, vatan sevgisinin artık sadece bir seçenek haline geldiğini gösteriyor. Oysa atalarımız için sessizlik ve kayıtsızlık ihanet ve felaket anlamına gelirdi. Bugün ise bu tavır toplumsal norm halini almış durumda. İşte bu bir beka sorunudur.
En Tehlikelisi
Beka sorunu idrak edilip aşılmaya çalışılabilir. Bu problemin bir çözümü var. Ancak beka sorunun da kendisinin karşı karşıya olduğu bir tehlike vardır ki bu en tehlikelisidir. Vatansızlığın zıttı yani vatan sevgisini oksijenle eş değer görenlerin kayıtsızlığı! Bu vatanperverler, vatanı ve vatandaşları için lazım oldukları o gün; o en lazım olunan gün geldiğinde hiçbir şey yapmamayı tercih ederse ne olacak?
Bir örnekle anlatayım. Ben askerdeyken uzun mesafe atışlarda Kur’an’dan 17-18. ayetleri okuyarak tetiğe bastım. Hayatımda o ana kadar hiç silah kullanmayan ben, inanmışlığın verdiği odaklanma ile hedefi vurdum. Bataryada hedefi tutturan nadir kişilerdendim. Bu durum yaşanmadan hemen öncesinde kulaklarım “çok özenmeyin, tutturursanız seferberlikte ilk sizi çağırırlar” cümlelerini işitmişti…
Şimdi ben, o lazım olduğum gün geldiğinde kılımı kıpırdatmaz isem bu sözleri söyleyenlerin canlarına, mallarına, bana duymadıkları o saygılarına ne olacak? Ben vatanımı korurken bu sözde modern bireye bonus korunma sağlıyorum. Ya “Sağlamıyorum” demeyi seçersem? Bir başka denklem, o gün geldi ve görevimi ben ve benim gibiler layığıyla yaptı ve başarılı olduk. Peki ya yapmayanların o günden sonraki akıbeti? Olağan hayatlarına devam mı edecekler? Etmelerine izin mi vereceğiz? Vermeli miyiz? Ben canımı hiçe sayarken zerre katkı sağlamamış hatta bir bakıma köstek dahi olmuşlar huzurlu yarınlara mı erişecek?
Çözüm?
Bencil bir tercihe dönüşen vatan sevgisinin, kritik anlarda kayıtsızlık ve eylemsizliğe evrilmesini hep bir elden bertaraf etmeliyiz. Atalarımızın canlarıyla imzaladığı o kutsal sözleşmeyi bugün modern bireyin bencilliği önceleyen zihninde yeniden canlandırmalıyız. Çözüm, sadece duygusal bağlılığı zorlamak değil; vatanı, fedakarlığa değecek kadar yaşanabilir ve adil bir yer haline getirmektir. Bu savaşta cepheye koşmak kadar; yolsuzlukla mücadele etmek, adaleti talep etmek ve kendi refahımızı toplumsal faydaya dönüştürmektir aynı zamanda. Aksi takdirde, en tehlikeli senaryo gerçekleşecek. Dinine bağlı, milli değerlerle et tırnak olan fedakarlar el çekecek ve hepimiz, kayıtsızlığın bedelini o gün geldiğinde canımızla, malımızla ödeyeceğiz.
Görevimiz bellidir! Yeni bir adalet, sorumluluk ve aidiyet sözleşmesi yazmak zorundayız.
Yazmayı çok özledim. Ara ara böyle ve farklı yazılarla karşınızda olacağım. YNP kardeşiniz sizlere sabır ve afiyet diler…














