Acelem Var!

Ama büyük bir güruhun acelesi yok ve bu beni rahatsız ediyor.

Günün sonunda insanın tek isteği basittir, evine varmak. Haksız mıyım? Gürültünün, kalabalığın, yorucu telaşın ardından evinin kapısının önündesin. Ayakkabılar çıkarılır ve eve girilir, huzur dolar içine. “Evim evim güzel evim” Ama ne gariptir ki o huzura giden yol çoğu zaman dikenlidir. Sanki herkes evine varmana engel! Sanki herkes dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanıyor; başkalarının da bir yerlere yetiştiğini, bir ağırlığı, bir yorgunluğu olduğunu unutmuşlar ya da umurlarında değil. Bence hal ve hareketler umurlarında olmadığını gösteriyor. Bu yüzden eve giden yol yalnızca mesafe değil, sabır sınavına dönüşüyor. Ankara bunu 10 kat daha fazla hissettiriyor.

Sokakta yürürken bile bu hissin peşinizi bırakmadığını fark edersiniz burada. Önünüzde ağır ağır ilerleyen biri, karşılaştığınızda anlatacağını dallandırıp budaklandıran, bir türlü sadede gelemeyen insanlar… Zamanın bu kadar kıymetli olduğu bir çağda, kelimelerle oyalanmak, adımları süründürmek tuhaf bir bencillik değil midir? Çünkü mesele hız yapmak değil; mesele ritmi korumaktır. Akışa saygı duymaktır. Bir başkasının zamanını da en az kendi zamanın kadar değerli bilmek, incelikli bir farkındalık ister.

Yollarda ise bu bencillik daha görünür hale gelir. Sol şeridi işgal eden ama hızlanmayan arabalar, sinyal vermeyi zahmet sayan sürücüler, yol vermeyi lütuf zannedenler… Trafik bazen asfaltın üstünde değil, zihnin içinde kilitlenir. Çünkü sorun direksiyonda değil, niyettedir. İnsan kendi gideceği yere odaklanırken başkasının da bir hedefi olduğunu unutuyorsa, işte orada düzen çözülür. Nezaket ölür.

Burada aradığım, istediğim şey kör bir acele değil. Öyle baştan savma, telaşla yapılan, hataya davetiye çıkaran bir hız değil. “Acele işe şeytan karışır” sözünü bilen bir toplumuz sonuçta. Ama ivedilik başka bir şeydir. İvedilik, tempolu olmaktır. Gereksiz oyalamadan, gösterişsiz ama kararlı bir akışla ilerlemektir. Bir işi hızlandıran şey panik değil, bilinçtir; bir yolu kısaltan şey koşmak değil, ritmi bozmamaktır.

Hayatın en büyük paradoksu burada gizli! Herkes çok meşgul, ama kimse acele etmiyor. Saatler dolu, ajandalar kalabalık, fakat adımlar ağır. Çünkü çoğu insan hızını kendine göre ayarlıyor, ortak ritmi umursamıyor. Oysa şehir dediğin şey, bireysel tempoların ortak bir uyumudur. Bir kişi yavaşladığında sadece kendini değil, ardındaki görünmez zinciri de yavaşlatır.

Nezaket! Bir adım geri çekilmek, bir sinyal vermek, bir cümleyi kısa tutmak… Bunlar küçük gibi görünen ama akışı kurtaran davranışlardır. Çünkü huzur sadece varılacak bir yer değil, birlikte inşa edilen bir yoldur. Yolları birbirimize zorlaştırdıkça varacağımız yer de gecikir, yorulur, hatta anlamını yitirir.

Benim acelem var, evime gitmek istiyorum. Ama bu acele, telaşın aceleciliği değil; huzura duyulan özlemin ivediliği. İstediğim şey basit. Biraz daha tempolu adımlar, biraz daha farkındalık, biraz daha ortak ritim ve nezaket. Çünkü nihayetinde hepimiz aynı yere gidiyoruz. Kapısını kapatınca içimize dönebildiğimiz o sessizliğe. Ve belki de huzur, tam da oraya varana kadar birbirimize gösterdiğimiz saygının toplamıdır.

İçeriği sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz:
Etiketlendi:
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm Yorumlara Bak
Abdulkadir Ayyıldız Beyefendi
18 Şubat 2026 00:20

Bu yazı trafikte saatler geçirirken gelen bir ilhamın sonucu olmalı. Gerçekten anlamlı. Artık insanlara bir şey anlatacağım zaman daha kısa öz anlatacağım. Ve vaktin var mı diye müsade isteyeceğim İnşallah. Paşamıza teşekkürler, saygılar.

1
0
Yorumlarınız bizim için değerlix