Mafia: The Old Country – İnceleme

Mafia: The Old Country nasıl olmuş, şu an ne durumda, bir de bizim incelememizi okuyun.

85
/ 100
Çıkış:8 Ağustos 2025
Tür:Nişancı, Macera, Adventure
PC PS5 Xbox Series

Sicilya’da her adamın iki yaşamı vardır: Biri görünen… diğeri ise asla dile getirilmeyen.

Mafia: The City of Lost Heaven, 2002’de çıktığında büyük beklentilerle karşılanmıştı; fakat kimse onun oyun dünyasında bir kült hâline geleceğini, aradan geçen yirmi küsur yıla rağmen hâlâ konuşulacağını öngöremiyordu. 1930’ların mafya gölgesindeki kurgusal bir dünyada Tommy Angelo’nun kaderine tanıklık ettiren yapım, döneminin ötesine geçen mekanikleri ve sinematik anlatımıyla adeta Coppola’nın dokunuşunu taşıyan bir suç destanına dönüşmüştü. Bu nedenle serinin devam oyunları, ister istemez büyük bir mirasın gölgesinde doğdu.

2010’da gelen Mafia 2, ilk oyunun yarattığı dev etkinin tam karşılığı olmasa da karakter odaklı anlatımı ve sürükleyici mafya atmosferiyle övgüyü hak eden, güçlü bir devam oyunuydu. Ancak 2016’da çıkan Mafia 3, pek çok oyuncuya aynı cümleyi söyletti: “Mafia bitmiş!” Teknik açıdan başarılı bir yapım olsa da hissettirdiği şey bir mafya draması değil; Amerika’nın “counterculture” dönemine yaslanan bir aksiyon hikâyesiydi. Bu yüzden benim için hiçbir zaman serinin ruhunu tam olarak taşıyamadı.

İşte tüm bu karmaşık duyguların arasında, serinin yeni halkası Mafia: The Old Country’ye ister istemez temkinli yaklaştım. Çünkü bu kez mesele sadece iyi bir oyun yapmak değildi—köklerine dönmek zorunda olan bir efsanenin kendini yeniden tanımlamasıydı.

The Old Country’nin merkezinde Enzo Favara yer alıyor. Hikâye başladığında henüz 17 yaşında —ki bu onu serinin en genç ana karakteri yapıyor— olmasına rağmen çoktan yetişkin bir hayatın yükünü sırtlamış durumda. Enzo, daha çocuk yaştayken babası tarafından borçlarına karşılık Sicilya’daki bir kükürt madenine satılıyor ve yıllarını yerin onlarca metre altında, ölümle yaşam arasındaki ince çizgide geçiriyor. Özgürlüğü için gerekli parayı toplamaya neredeyse ulaştığında ise kader bir kez daha ağlarını örüyor; bir dizi trajik olay Enzo’nun madenden kaçmasına ve kendini dışarıdaki bilinmezliğin ortasında bulmasına yol açıyor.

Yeni hayatının kapıları ona Sicilya’nın saygı duyulan mafya babası Don Bernardo Torrisi tarafından açılıyor. Don Torrisi, para kazanmak ve ailesini korumak için hiçbir sınırı kabul etmeyen, hem dostları hem düşmanları tarafından çekinilen bir figür. Bu yönüyle Enzo’nun hem hayranlığını hem de saygı dolu korkusunu hızla kazanıyor. Ancak Enzo’nun Don’dan korkmasının tek sebebi onun bir mafya babası olması değil; aynı zamanda bir kız babası olması. Zira Don’un güzeller güzeli kızı Isabella, genç kahramanımızın dikkatinden pek uzun süre kaçamıyor ve ikili arasında bir yasak aşk filizlenmeye başlıyor.

Oyunun hikaye ve kurgulanış açısından oldukça başarılı olduğunu söylemeliyim. Hem senaryo yazımı hem de oynanış tercihleri sebebiyle oyuncu olarak Enzo’ya hızlıca kanınız ısınıyor ve hikayesi sizin hikayenize dönüşüyor. Oynanışın da büyük oranda hikayeye bağlı kalarak şekillendiği yapım, ilk oyunun başarılı bir şekilde keşfettiği Oynanış = Hikaye formülünü güzellikle uyguluyor. Ancak eleştiri getirebileceğimiz noktalar elbette mevcut. En başta oyunun fazlasıyla kısa olduğunu belirtelim. Standart bir oyuncu için Mafia: The Old Country’yi bitirmek 10-15 saatten fazla sürmüyor. Dolayısıyla hikayede bazı olaylar oldu bittiye getiriliyor gibi hızlıca geçiliyor, ya da ilginizi çeken bazı yan karakterler doğru düzgün derinleşemeden rollerini tamamlayıp yol alıyor.

Bir diğer zayıf halka ise oyunun bazı noktalarında -özellikle birkaç chapter başlangıcında- tempo fazlasıyla düşüyor. Temponun düşmesi normal bir durum, hatta çoğunlukla hikayenin devamının nasıl şekilleneceği bu düşük tempo anlarında ortaya çıkar. Ancak The Old Country’nin bu kısıtlı süresini bazı ‘gereksiz’ diyaloglar ve angarya görevlerin uzatması bana kalırsa yanlış bir tercih olmuş. Ayrıca çok detay vermeden değinmek gerekirse oyunun sonunda az çok ne olacağını başından beri tahmin etmeniz mümkün. Dolayısıyla senaryo ekibinin muhtemel bir ters köşe olarak sunduğu kesitler, sizin için daha önceden tahmin edilmiş anlara dönüşebiliyor.

Bu eksik noktalar gözünüze çok görünmesin. Fikrimi sorarsanız devede kulak misali kalıyorlar. Karşımızdaki oyun hikaye anlamında beni oldukça tatmin etti ve o istediğim sinematik mafya deneyimini layıkıyla yerine getirdi. Hayatı için sisteme, onuru için mafyaya, aşkı içinse mafya babalarına kafa tutmayı göze almış bir genç adamın hikayesi sizi hiç şüphesiz içine çekmeyi başaracak.

Oynanışa dalmadan önce hazır hikaye hakkında düşüncelerimizi belirtmişken biraz oyunun geçtiği dönemi ve Sicilya temasını konuşalım. Oyun 1900’lerin ilk yıllarında Sicilya’da başlıyor. Bu yıllar İtalya’nın henüz yeni birleştiği, Sicilya gibi güney bölgelerinde kanundan çok mafya ve çetelerin hüküm sürdüğü bir atmosfer barındırıyor. Enzo’nun origin hikayesi ile daha da iyi anladığımız işçi hakları ve sosyalizm rüzgarları da fazlasıyla hissediliyor. Hatta dönemi iyi okuyabilen biriyseniz sanayileşme ve Amerikan ticaret furyasının da eşliğinde önümüzdeki yıllarda meydana gelecek Birinci Dünya Savaşı’nı bile sezinleyebiliyorsunuz.

Sicilya’nın o yıllardaki eşsiz doğasını oyun boyunca hayranlıkla izliyoruz. Dağların ve yeşilin mükemmel uyumu, kasaba yaşantısı, sahil manzaraları ve çok daha fazlası oyunda sizi bekliyor. At sırtında Sicilya dağlarını arşınlarken çoğu kez arka planda Sicilian Pastorale’yi duyar gibiydim. Sicilya mafyasını babam sayesinde Godfather serisiyle tanımış biri olarak; oyunda çoğu zaman kendimi Godfather 2’nin içerisinde gibi hissettim. Hikaye ve Sicilya tasarımının muhteşem birleşimi burada en büyük paya sahip.

Mafia: The Old Country lineer akış ile tasarlanan bir oyun olduğu için görev odaklı bir oynanış sizi bekliyor. Görevler sırasında oyun dünyası ile etkileşime geçebilmeniz mümkün, ancak bunun da belirli sınırları mevcut. Etrafta toplanabilecek çeşitli öğeler, görev öncesi birkaç ufak karakter etkileşimi haricinde olay genel olarak A noktasındaki görevden B noktasındaki göreve gitmekten ibaret. Ancak bu kesinlikle sırıtmıyor. Oyunun devamı için uyandırılan merak sayesinde bu ilerleyiş sizin yararınıza oluyor. Oyunda binek olarak hem at hem de arabalar mevcut. İkisi de büyük bir zevk; bunu kesinlikle söyleyeyim. İki nokta arası seyahatleri atlama seçeneğiniz mevcut, tabi bunu önermem. Çünkü hem sürüş mekanikleri eşliğinde Sicilya’yı keşfetmek harika, hem de yan karakterler ile yolculuk sohbetleriniz oldukça önemli. Arka planda olup bitenleri, yan karakterlerin motivasyonlarını ve Enzo ile ilişkilerini bu sayede öğrenebiliyorsunuz.

Oynanış olarak oyunda birkaç ana direk mevcut. Bunlar; at veya araba ile seyahat, gizlilik görevleri, aksiyonlu çatışmalar ve bıçak düelloları. Hepsinin tek tek ele alalım. Bir üst paragrafta belirttiğim gibi ister at ile ister araba ile olsun; oyun dünyasında dolaşmak bir eğlence. İki farklı vasıtanın da kendine has özellikleri mevcut. Atın yorulması, aracın bazı arazi koşullarında etkisiz kalması gibi farklılıklar var. Sürüş dinamikleri her iki özellik için de devrim niteliğinde değil, ancak hoşunuza gitmeyi başarıyor. Hele hele Sicilya atmosferini keşfetmek bunu daha eğlenceli kılıyor.

Oynanışın en sevmediğim kısmı kesinlikle gizlilik görevleri oldu. En büyük sıkıntı; oldukça özensiz olmaları. Gizlilik görevlerinde yapacağınız tek şey siperin arkasına geçmek, düşmanları öldürüp öldürmemeye karar vermek, dikkat dağıtmak ve ilerlemek. ‘Başka ne yapacağız zaten?’ Dediğinizi duyar gibiyim. Ancak adeta adet yerini bulsun diye yerleştirilmiş detaysız düşman devriye rotaları, en yüksek seviyede bile yetersiz kalan AI zorluğu ve her biri birbirinin kopyası olan bölüm tasarımları dersem sanırım bana hak verebilirsiniz. Bu anlamda oyuna dair en büyük hayal kırıklığımı gizlilik görevlerinde yaşadım.

Çatışma sahneleri oynanış anlamında vasat üstü diyebilirim. Çatışmadaki zorluk seviyesini oldukça dengeli buldum. Siperden çıkıp saniyelerce kabak gibi dikilmeniz mümkün değil zira kurşunlara hedef olmanız diğer shooter oyunlara kıyasla daha kolay. Dönem gereği tam otomatik ateş eden silahlar da bulunmadığından atış tercihlerinizi daha iyi yapmanız gerekiyor. Kimi tüfekler yakın mesafeden öldürücü hasar verirken uzak menzildeki düşmanlar için yetersiz kalabiliyor. Bu sebeple çatışma mesafesini de göz önünde bulundurarak silah seçimleri yapmanız, hatta düşmanlardan düşen silahları lootlayarak atış gücünüzü değiştirmeniz mantıklı olacaktır.

Çatışma sahnelerinde eleştirimin ana odağında vuruş hissi yer alıyor. Örneğin bir Magnum tabanca ile atış yaptığımda istediğim tok bildirim ve vuruş hissi yeterli değil. Farklı silahlar arasında vuruş hissinin oldukça benzer olduğunu söyleyebiliriz. Dikkat çekeceğim bir diğer nokta; oyunu konsolda deneyimleyecek arkadaşlara aim asist’in biraz uğraştırıcı olacağı. Size sunulan aim assist anlık bir yardım sağladığı ve daha iyi bir atış uğruna odaklanmanız gerektiği için sadece buna güvenip merminizi harcamayın.

Oyundaki aksiyon sekansları arasında sıra geldi benim en keyif aldığıma: bıçak düelloları. 1900’lerin başında silahlar henüz yaygınlaşmadığı için haliyle pek çok çete ve kasabalı bıçak ile güvenliğini sağlıyor. Siz de Enzo ile bir bıçak seçip oyun boyunca çeşitli bıçak dövüşlerine giriyorsunuz. Boss fight olarak tasarlanan bu bıçak dövüşleri; birkaç saldırı ve savunma seçeneğini bir araya getiriyor. Bu anlar oynanış dinamikleri açısından çok zengin olmasa da eğlenceli tasarımları sayesinde sizi etkilemeyi başarıyor. Bu düellolar sırasında ufak ara sahneler ile dramatikliğin ve iki rakip arasındaki öfkenin yükselmesi de ayrı bir güzel dokunuş.

Bıçakların işlevi bu düellolarda sizi savunmakla kalmıyor. Oyun sırasında karşılaştığınız kilitli kapı ve kutuları açmak için bıçağınızı kullanabilirsiniz. Bu kullanımlar sonucu bıçağınızın keskinliği azalıyor ve bileylemeniz gerekiyor. Bu işlem için oyun boyunca karşınıza çıkan sandıklardan veya öldürdüğünüz düşmanlardan bileyleme taşı topluyorsunuz. Düşmanlardan bu bileyleme taşına ilaveten mermi, sağlık kitleri ve dinar toplamanız da mümkün.

Seçtiğiniz silah ve kıyafetler size çeşitli geliştirmeler sağlıyor. Örneğin mermi değiştirmeyi hızlandırma, düşman hasarını azaltma ve daha çok hasar verme gibi geliştirmeler mevcut. Envanterinize bakıp seçim yapabilir ve oynanış yolunuzu kişiselleştirebilirsiniz. Ancak kendi deneyimimi baz alırsam bu geliştirmelerin kayda değer bir etki yapmaktan uzak olduğunu söyleyebilirim. Bu haliyle bir geliştirme için pek de uğraşmak istemeyeceksiniz.

Oyunun grafikleri başarılı. Özellikle karakter modellemeleri ve mimikler; gelişen motion capture teknolojisi sayesinde oldukça iyi. Sicilya’nın pastoral havası dünya tasarımı ve isabetli renk paleti sayesinde sizi alıp götürüyor. Oyunu deneyimlediğim PlayStation 5 sürümünde performans anlamında çok bir sorun görmedim ancak bazı sahnelerde anlık olarak FPS drop yaşadım. Bunun dışında göze çarpan negatif bir unsur bulunmuyor. Grafikler devrim niteliğinde olmasa da oynanışı ve hissiyatı kuvvetlendirme adına seviyeyi geçiyor.

Hissiyatı kuvvetlendiren işitsel deneyime şapka çıkarmamız gerekiyor. Sicilya atmosferine uygun şekilde İngilizce seslendirmelerde aksan tercih edilmiş durumda. Yer yer İtalyanca konuşmalar da pekiştiriyor. İlk oyunun harika müziklerinin ardından The Old Country’nin de başarıyı yakaladığını söyleyebiliriz. Özellikle de pastoral Sicilya atmosferi; telli ve üflemeli çalgıların mükemmel birleşimiyle deneyimi bir üst seviyeye çıkarıyor.

Mafia: The Old Country benim için gayet güzel bir deneyim sundu. Özellikle üçüncü oyundan sonra serinin karakterinin değiştiğine dair bir inanç geliştirmiş, klasik mafya anlatısı yerine daha geniş kitlelere hitap etmeyi amaçlayan bir aksiyon tasarımının benimsendiğini düşünmüştüm. Ancak The Old Country pek çok anlamda bir öze dönüş hikayesi olmuş. Cosa Nostra’nın Sicilya topraklarındaki doğuşunu bir film misali anlatan yapım, serinin ilk oyunu düşünüldüğünde başarılı bir saygı duruşu gerçekleştiriyor.

Bu oyunun ardından kafalarımızda istemsizce serinin buradan sonra nereye gideceği sorusu yankılanıyor. Serinin origin hikayesi olarak hizmet eden The Old Country’nin ardından muhtemelen ileri yönde bir sıçrama gerçekleşecek. Ancak Vito’nun hikayesi mi devam eder, yoksa dördüncü oyun geleneği bozmayıp 3’ün sonrasını mı konu alır muamma. Her ne yapılırsa yapılsın, bundan sonrası için serinin bir şekilde DNA’sına sahip çıkması gerektiğini savunuyorum. Mafia’yı Mafia yapan bu atmosfer, bu ağır ama karakterli tempo, bu omerta ruhuydu. The Old Country’nin en kıymetli başarısı burada yatıyor: Mafia’nın özünü oluşturan atmosferin, dramatik ciddiyetin ve suça şiirsel bir yaklaşım getiren anlatım dilinin korunması gerektiğini düşünüyorum. Mafia: The Old Country seriyi geçmişine döndüren bir yapım olarak kalmamalı. Geleceğini de tayin etmeli ve bir referans olarak değerlendirilmeli.

85
/ 100
Çıkış:8 Ağustos 2025
Tür:Nişancı, Macera, Adventure
PC PS5 Xbox Series
Artılar
  • Hikaye anlatımı başarılı
  • Özlediğimiz Mafia hissiyatı
  • 1900’lerin Sicilya tasarımı harikulade
  • Oynanış eğlenceli
  • İşitsel deneyim
Eksiler
  • Gizlilik görevleri fazlasıyla özensiz
  • Oyun süresi çok kısıtlı
  • Yer yer tempo düşüşleri ve bazı hikaye tercihleri
Editör Notu

Mafia’nın özünü oluşturan atmosferin, dramatik ciddiyetin ve suça şiirsel bir yaklaşım getiren anlatım dilinin korunması gerektiğini düşünüyorum. Mafia: The Old Country seriyi geçmişine döndüren bir yapım olarak kalmamalı. Geleceğini de tayin etmeli ve bir referans olarak değerlendirilmeli.

İçeriği sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz:
Etiketlendi:
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm Yorumlara Bak
0
Yorumlarınız bizim için değerlix