Kaşımı Yarmasına Rağmen Arkadaşız: Ne Olacak Bu İran’a?

İran ile can yakan bir yakınlığımız var. Her şeye rağmen o mahallemizin bebesi…

Türkler ile İran coğrafyası arasındaki bağ, antik çağlara kadar uzanır. Köklü ve süreklilik gösteren bir ilişkimiz var bu coğrafya ve halkları ile. MÖ 1. binyılda İskit/Saka toplulukları İran’ın kuzey ve doğu kesimlerinde görülürken, bu erken temas göçebe bozkır kültürü ile yerleşik İrani devlet geleneğinin ilk karşılaşmalarını oluşturmuştur. En azından literatür şu an bunu işaret ediyor.

Erken Orta Çağ’da Hunlar, Göktürkler ve özellikle Ak Hunlar, İran’ın doğu sınırları ve Horasan havzasında etkili olmuş; Sasani İmparatorluğu ile doğrudan siyasal mücadeleye girmiştir. 7. yüzyıldaki İslam fetihleri sonrası İran, İslam dünyasının merkezlerinden biri haline gelirken, 9–10. yüzyıllarda Türk boylarının bölgeye yerleşimi hız kazanmıştır.

Ara not: Emevi ve özellikle Abbasiler döneminde ordu tamamıyla Türk komutanlar ve ordu mensuplarının güdümünde idi.

11. yüzyılda Büyük Selçuklular, Horasan merkezli olarak İran coğrafyasını Türk siyasal hakimiyetinin çekirdeği oluşturmuş; Türk askeri gücü ile İran bürokrasi ve kültür geleneğini birleştirmiştir. Bu model, Harzemşahlar, İlhanlılar ve Timurlular döneminde de sürmüş; Farsça kültür dili olarak korunurken yönetici elit büyük ölçüde Türk olmuştur.

Ara not: Selçuklu’da saray dili Farsça, Osmanlı’da ise Türkçe’dir arkadaşlar.

Safeviler döneminde ise Türk kökenli bir hanedan, modern İran kimliğinin temelini atmıştır. Böylece Türk–İran ilişkisi, yalnızca askeri veya siyasi değil, devlet yapısı, mezhep ve kültür üzerinden de kalıcı bir bağa dönüşmüştür.

Kaşımı Yarmasına Rağmen Arkadaşız

Tarih sevgim okul öncesinden başlayan bir serüven benim için. Millet daha uyanmadan, Allah Teala rahmet eylesin, mahallemizdeki marangoz Turgut Dede’mizin yaptığı oyuncak kılıçla sokağa çıkar kaldırımdan kaldırıma atlardım. Deli Balta, Osmanlı Bedel İster yapımları o zamanlar favorimdi. Eh Cüneyt Arkın ve benzeri Yeşilçam ünlülerinin de filmlerine bakmıyor değildim.

Bu profil işte ilkokulda kareli defter üzerinden elle ve ezbere çizilen haritalar üzerinden silgi ve kalem kombinasyonuyla amatör FRP oyunları kuruyordu. Arkadaşlarıma da sevdirmiştim tarihi. Yine bir gün bir oyunumuzda çok fazla yer fethettim ve en sevdiğim çocukluk arkadaşımı oyundan eledim. Sonra dayanamayıp, şaka da yapacak şekilde, oyuna kendisini dahil ettim. Kendi devletimin sınırları içerisine kalemin ucunu dokundurdum, bir nokta oluşturdum “aha bu senin devletin, burada yaşayabilirsin” dedim. Şakaydı, net şaka. Ama arkadaşım aşağılandığını hissetmiş olacak ki bunu dedikten sonra bir kalemi eline aldı ve direkt bana fırlattı. Kalem kaşıma geldi, bir parça kopardı, kanadı… Kendisine kızamadım. Hatalı olduğumu düşündüğümden değil. O bana zarar vermesine rağmen ortak yaşanmışlığımızın had safhada olduğu yegane kişi idi o an hayatımda.

Ne Olacak Bu İran’a?

İran ile olan ilişkimizi buna benzetiyorum. İran bizim mahallemizin şımarık, çevresine zarar veren ehlileşmesi gereken bebesi. İyi bir dayak lazım. Ama bu dayağı elin anglosaksonu değil biz atabiliriz, başkası değil.

Rahmetli Necmettin Erbakan yılllar yılllarrr önce sıralamayı yapmıştı. Başka siyasiler, alimler de demiş olabilir, ama ben en net şekilde kendisini hatırlıyorum. Irak, Suriye, İran ve akabinde Türkiye dediği birçok söylemi var. Mahallenin zararlısı da olsa bizden biri, onun kötü olması bizi de etkileyecek. Bu yüzden gerçekten bir tedirginlik içerisindeyim.

Geçen X’de bir söylem gördüm. “İran’ın mollası 1 problem ise seküleri 2” katılıyorum. İran’ın şu anki yönetimi net değişmeli. Ama anglosaksonlara biat etmiş olan sekülerleri asla bir çözüm değil. Çözüm Kaçarlar. Yani Şah öncesi Türk hanedan Kaçarlar birinci ve ikinci seçeneğe olarak benim, bizim önerimiz. Zaten bunu bölgedeki, nüfus olarak da ülkenin yarısını oluşturan Türkler söylemeye başlamışlar.

ALLAH AŞKINA! Ağlama duvarından poz veren Pehlevi’ye mi kalacak KOCA İRAN? Trump, sokaktakilere gazı veriyor. Son şahın oğlu Pehlevi “Trump’ı dinlediniz, küresel güçler yanımızda, destek gelecek” minvalinden açıklamalar yaparak hem halka hem orduya sesleniyor hükümeti devirip yönetimi ele almaları için. Yanı başımızda gerçekten büyük bir dram var.

Temennim tamamıyla bölgeyle eklemlenmiş, komşularına hinlik yapmayacak bir İran görmek. Olur mu, bilemiyorum ama çok etkileneceğimiz su götürmez bir gerçek.

Türkiye Ne Yapmalı?

Kesinlikle oyunun içinde olmalıyız. Biz bu mahallenin abisiyiz. Suriye’deki benzer bir politika izlenerek İran’da ne olacaksa biz de dahil olmalıyız. Hiç olmadı en azından Bayırbucak Türkmenleri, Irak Türkmenleri için ne yaptıysak Kuzey İran’daki milyonlarca Azerbaycan Türkleri için bir şekilde masada olmamız lazım.

Azerbaycan demişken Azerbaycan’ın herhangi bir şey yapmasına gerek yok. Aliyev, Eurovision’da İsrail şarkıcısını dinleyerek gününü geçirebilir…

Sonuç

Malumun ilanlarından biriyle karşı karşıyayız. Türkiye bir ateş çemberinin içerisinde ve bu çember her geçen yıl daha da daralıyor. Buna rağmen hala ayaktayız, hala masadayız ve hala oyun kurabilme kapasitesine sahibiz. Asıl mesele, bu kapasitenin farkında olup olmadığımız.

İran’da yaşanacak bir kırılma, ister rejim değişikliği ister iç çözülme isterse kontrollü bir dönüşüm olsun, Türkiye’yi doğrudan etkileyecektir. Bu etki yalnızca güvenlik alanında değil; enerji, ticaret, göç, mezhep dengeleri ve Türk dünyasıyla bağlantılar açısından da belirleyici olacaktır. Dolayısıyla “İran’ın iç meselesi” diyerek kenara çekilmek, Türkiye için gaflettir.

Türkiye’nin yapması gereken; ne İran’daki mevcut yapıya duygusal bir refleksle sahip çıkmak, ne de anglosakson reçetelerine alkış tutmaktır. Asıl yapılması gereken, tarihsel hafızaya yaslanan, bölge gerçeklerini bilen ve İran’daki Türk varlığını da denklemin merkezine alan çok katmanlı bir politika üretmektir. Bu, romantik bir Turancılık değil; soğukkanlı bir jeopolitik zorunluluktur.

İran bizim çocukluk arkadaşımızdır. Evet, canımızı yakmıştır. Evet, hala elinde kalem var ve savurabilir. Ama o tamamen karşı mahalleye düşerse, o kalem bir gün sadece kaşımıza değil, boğazımıza da dayanır. Bu yüzden mesele İran’ı sevmek ya da sevmemek değil; İran’ın nasıl bir İran olacağıdır.

Türkiye, İran’da ya özne olacak ya da sonuçlarına katlanacak, katlanacağız…

İçeriği sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz:
Etiketlendi:
3 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm Yorumlara Bak
Emir Ali
14 Ocak 2026 12:33

İyide abi sabret ama katlanma demişler yani bir ülke senin suriyedeki kardeşlerini batının kuklasına dönüşüp yok ettiyse ve aynı ülke hizbullah ve haması destekleyerek el altından hedef yaptırıp gazzeyi “İsraili vurmak” bahanesi ile yok ettirdiyse kusura bakmada o ülkenin yönetimi ile tuvalete bile gitmem İran yönetimi şimdi kendi ordusundan İran halkından korktuğundan daha çok korkuyor çünkü kendi ordusuna İran yönetimi hiç bir zaman güvenmedi ve sen diyorsunki batıya karşı İran yönetimi ile birleşip İran yönetiminin ömrünü uzatalım yanlış müttefik seçiyoruz kendi öz ordusunun devletine güvenmediği bir yönetimmi bizi batıya karşı savunacak.hiç zannetmiyorum.destek vermemiz gerekli isede gizli şekilde verelim şunu bilki abi biz bu maçta ölüm takımına düştük tıpkı recep ivediğin survivor’da dediği gibi işimiz çok zor

Emir Ali
14 Ocak 2026 12:48

Abi evet ölüm takımındayız peki kimi müttefik olarak görelim gazzeyi israile parçalatan İran yönetiminimi? yoksa abd kuklası darbe ile gelmiş ve mursiyi mahkemede kalleşçe zehirletmiş abdulfettah el sisi’yimi? yoksa kabenin bir maketini yaptırıp bu maketin önünde çıplak dansözleri ve Shakira’yı oynatan Suudi Arabistan prensinimi yoksa batı ve İran yönetimi tarafından 3’e parçalanıp lideri asılarak şehit edilen(saddam) ırağımı? yoksa iç savaştan yorgun olarak çıkmış ve ypg’yi bile süpüremeyen suriyedeki şara yönetiminimi? Müslümanların bir halifeye ihtiyacı var peki biz kimi halife seçelim batı ile asla iş tutmayan (batının satın alamayacağı) inşAllah Allah mehdiyi çok geç olmadan gönderir çünkü “gerçek halife” odur

Şengül Çelenk
15 Ocak 2026 13:55

Beş parmağın beşi de bir değildir. Ama birlikte hareket ettiklerinde yumruk olurlar. Bir parmağının işlevini kısa bir süre bile olsa kaybeden kişi olarak birinin eksikliğinin bu kadar etkili olacağını düşünmezdim. Baş parmak (baş olmak) çok önemli… Sözüm o ki bu parmakların her biri müslüman ülkeler. ve her biri bizim için önemsiz gibi görünse de değiller. Kangren olmadıkça parmak kesilip atılmaz. İran yönetimini şaha veya siyonistlerin kucağına atmak kangrenin vücuda yayılması demek.
Mevcut yönetim tabii ki değişmeli ve sizin de dediğiniz gibi düzgün bir lider geçmeli… Elinize emeğinize sağlık

3
0
Yorumlarınız bizim için değerlix