Doç. Dr. Hayrettin İhsan Erkoç ile Röportaj: Oğuzlar Yazısız mıydı?

Kültöbe Yazıtı neden önemli? Sizler için Doç. Dr. Hayrettin İhsan Erkoç ile mühim keşfi üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Doç. Dr. Hayrettin İhsan Erkoç ile başta Kültöbe Yazıtı olmak üzere tarihimizle alakalı farklı konulara da değindiğimiz röportajımız huzularınızda. Kendisine sorularımıza samimi cevaplar verdiği için teşekkür ederiz.

0️⃣ Okurlar klasik kendinizi tanıtır mısınız sorusunu bekliyor ama ben direkt ortadan soru soracağım.
Kazakistan Kültepe’deki tablet hakkında bize özet bilgi verebilir misiniz? Nedir ve tarihimiz açısından ne önem arz etmektedir?

💬 Kültöbe Yazıtı’yla rehberim Alparslan Kavaklı ile birlikte 6 Ağustos 2025 tarihinde
Kazakistan’ın Türkistan İli Sawran İlçesi Orañğay/Oranğay köyündeki tarihî Oğuz yerleşimi
Kültöbe’yi gezdikten sonra köydeki ortaokul içerisinde yer alan müzede tesadüf eseri
karşılaştık. Bu yazıtın olduğu kireçtaşı, 1990-2000 yılları arasında Kültöbe’de yapılan bir
kaçak kazının ardından ortaokul öğrencileri tarafından bulunmuş ve müzeye teslim edilmiş,
ancak ne olduğu anlaşılamamış ve literatüre geçmemiş. Literatür taraması ve Kazak dilci
meslektaşım Doç. Dr. Talgat Moldabay’la yaptığım görüşmeler sonucunda bu yazıtın
bilinmediğini fark ettim ve Alparslan’la birlikte bir makale yazarak hem bilim camiasına hem
kamuoyuna duyurduk. Yazıtın önemi, bir Oğuz yerleşiminde bulunmasından dolayı büyük
olasılıkla Oğuzlara ait olmasından ve Oğuzların İslamiyet’i benimsemeden önce 9.-10.
yüzyıllarda Gök Türk Yazısı’nı kullanmalarını göstermesinden kaynaklanıyor.
Ayrıca, “Hazar
Hanı’nın kulu” okuma önerimiz de Oğuz Yabguluğu’nun batı komşusu Hazar Kağanlığı’yla
ilişkilerine ışık tutuyor olabilir.

1️⃣ Tarih severlere adrenalin verdikten sonra şimdi sizi tanıyabiliriz. Doç. Dr. Hayrettin İhsan Erkoç kimdir ve şu an ne yapmaktadır?

💬 1985 yılında Ankara’da doğdum. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerimi Hacettepe
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde tamamladım. 2011’den beri Çanakkale
Onsekiz Mart Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Genel Türk
Tarihi Anabilim Dalı’nda görev yapmaktayım, 2020 yılında da Doçent ünvanını aldım.
Yüksek lisans ve doktora tezlerimi Gök Türkler üzerine yazdım, doktoram bittiğinden beri
İslam-öncesi ve özellikle Gök Türk dönemi Türk topluluklarında din, mitoloji, ordu, devlet
teşkilatı ve sosyal yapı, ayrıca yeri geldiğinde bu topluluklar ile devletlerin siyasî tarihleri gibi
konularda çalışıyorum.

2️⃣ Son dönemde Türk mitolojisi için bilim cephesinde kanıtlanamayan, kaynağı belli olmayan bir sürü çizim ve bilgi dolaşıyor. Bu duruma açıklık getirebilir misiniz?

💬 Çok haklısınız, sosyal medya Türk mitolojisine ilginin artmasını sağladığı gibi bilgi kirliliğine
de yol açıyor. Nardugan’ın Eski Türklerde kutlanan bir bayram olduğu ve erken dönem Türk
mitolojisinde Ayaz Ata diye bir karakterin varlığı hep bu bilgi kirliliğinden yayılan yanlış ve
temelsiz bilgiler. Türklerin bundan bin yıl veya daha eski dönemlerde Nardugan kutladıkları
ve Ayaz Ata diye bir karaktere inandıklarına ilişkin tarihî kaynaklarda kesinlikle hiçbir bilgi
yoktur. Nardugan kelimesi günümüzde Başkurtlar, Kazan Tatarları ve Çuvaşlar gibi İdil-Ural
bölgesi Türk halklarında 21 Mart’ta kutlanan Nevruz Bayramı için kullanılan bir terimdir;
sosyal medyada dolaşan iddiaların tersine, Eski Türklerde 21 Aralık’ta kutlanılan böyle bir
bayram yoktur. Nitekim Eski Türkler için yılbaşı, kullandıkları On İki Hayvan Takvimi’ndeki
yılbaşına denk gelmektedir ve genellikle Ocak sonunda kutlanmaktadır. Ayaz Ata figürü de

Eski Türklerde yoktur, bu karakter 20. yüzyılda Sovyet etkisiyle Slav paganizmindeki Ded
Moroz (Kış Baba) figüründen alınarak günümüzdeki Türk halkları tarafından benimsenmiştir.
Ancak bazı tarihî kaynaklara göre, Gök Türkler ve Başkurtlar gibi eski Türk halklarında
tapınılan Kış Tanrısı ve Yaz Tanrısı figürlerinin olduğunu belirtmeliyim. Ne var ki Eski
Türklerin Kış Tanrısı’nın Ayaz Ata’yla herhangi bir bağlantısı yoktur.

3️⃣ Araştırmalarınızda farklı milletlerin arşivlerine bakıyorsunuz. Bu süreçte sizi şaşırtan anekdotlar oldu mu?

💬Aklıma ilk gelen, İbn Fadlan Seyahatnamesi’nde Oğuzlar arasında kadın-erkek ilişkileri ve
toplumsal cinsiyet rolleri hakkında buraya yazamayacağım çok komik ve ilginç bazı
anekdotlar oldu. Özellikle seyahatnamelerde Türkler hakkında oldukça ilginç anekdotlar
olabiliyor. En çok hoşuma gidenlerin arasında da Türklerin çeşitli dinler benimsemelerine
rağmen eski geleneksel inançlarından unsurları sürdürmelerine ilişkin örnekler var
diyebilirim. Ayrıca yağmur yağdırdığına inanılan Yada Taşı’nın kullanımıyla ilgili kayıtlar
benim için önemlidir. Türklerin komşuları olan Çinliler, Romalılar-Bizanslılar, Araplar,
İranlılar ve Ruslar gibi yerleşik halklar, genellikle Türklere oldukça olumsuz bir gözle
bakıyorlar. Onların nezdinde Türkler genellikle savaşçı, yıkıcı, kaba, vahşi ve ilkel insanlar.
Ancak bazı kaynakların daha tarafsız bir bakış açısına sahip olduğunu veya Türklerin
dürüstlükleri, disiplinleri, demircilikleri ve iyi savaşçı olmaları gibi olumlu özelliklerini
vurguladığını da söyleyebiliriz.

4️⃣ Türk tarihi çalışmak isteyen genç araştırmacılar için hangi diller vazgeçilmez?

💬 Bir kere iyi düzeyde İngilizce olmazsa olmazdır. Türk tarihi çok geniş bir alan olduğu için
öğrenilecek kaynak dilleri ve araştırma dilleri, çalışılacak konu, dönem veya coğrafyaya göre
belirlenmelidir. Örneğin Asya Hunları, Tabgaçlar, Gök Türkler ve Uygurlar gibi en doğudaki
Türk halklarının tarihiyle ilgili bilgilerin büyük bir çoğunluğu Çincedir. Her ne kadar Çin
kaynaklarında Türklerle ilgili kayıtların önemli bir bölümü Türkçeye çevrilmiş olsa da hâlâ
çevrilmeyi bekleyen kayıtlar vardır. Yine Gök Türk ve Uygur sahası için Eski Türkçe
bilinmesi şarttır, çünkü elimizde çok sayıda yazıt ve kâğıda yazılı belge bulunmaktadır.
Türkistan sahası için Arapça ve Farsça çok önemlidir, neyse ki bu dillerde yazılmış
kaynakların büyük çoğunluğu dilimize çevrilmiştir. Karadeniz’in kuzeyi ile Doğu
Avrupa’daki Türk halklarının tarihleri için ise Yunanca, Latince, yine Arapça ve Farsça veya
sonraki yüzyıllar için Rusça ve İtalyanca kaynaklar vardır. Araştırma dillerine gelecek olursak
ise, yine konusuna göre değişiklik göstermekle birlikte Almanca, Fransızca, Rusça, Macarca,
Çince, Japonca gibi dillerde yazılmış önemli çalışmalar bulunmaktadır. Orta Asya arkeolojisi
konusunda ayrıca o bölgelerde konuşulan Türk dilleri veya Moğolcanın bilinmesi iyi olur.
Elbette saydığım tüm bu dilleri öğrenmek mümkün değildir, ayrıca İngilizce dışındaki dilleri
yalnızca okuduğunuzu anlayıp çevirebilecek düzeyde öğrenmek yeterli olacaktır. Ayrıca
dediğiniz gibi yapay zekâ yakın zamanda bu konuda önemli aşamalar kat edilmesine yardımcı
olacak gibi gözüküyor.

5️⃣ Başucu kaynaklarınız nelerdir?

💬 Ben ağırlıklı olarak eski Türk yazıtları ve Çin kaynakları üzerinden çalışıyorum. Dolayısıyla
yazıtlar için özellikle Prof. Dr. Erhan Aydın’ın kitaplarına çok sıklıkla başvuruyorum. Ayrıca
bende Çin kaynaklarının hem Çince orijinal baskıları hem de başta Türkçe olmak üzere çeşitli
dillerdeki çevirileri bulunuyor. Müslüman coğrafyacıların ve seyyahların metinleri için
genellikle Prof. Dr. Ramazan Şeşen’in çevirilerinden yararlanıyorum. Modern araştırmacılar
arasında ise çalışmalarını en çok kullandığım kişinin Prof. Dr. Peter B. Golden olduğunu
söyleyebilirim.

6️⃣ Osmanlı, Safevi ve Babür ittifakı mümkün olsaydı dünya nasıl olurdu?

💬 Cevaplaması oldukça zor bir soru. Alternatif tarih sorularına pek fazla cevap veremediğimi
söyleyebilirim. Belki Osmanlılar Safevî cephesinde rahatlayacakları için Avrupa seferlerine
biraz daha yoğunlaşabilirlerdi. Ancak ben yine de coğrafî nedenlerden ötürü büyük bir
değişiklik olacağını sanmıyorum. Ayrıca 16. yüzyıldan itibaren Avrupa’da başlayan teknik
ilerlemeye bu üçlü ittifak ne derece ayak uydurabilirdi onu bilemeyiz.

7️⃣ Hun Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki benzerlikler nelerdir?

💬 Hunlarda devlete bağlanan bütün boylar siyaseten “Hun” olarak adlandırılmaya başlardı. Bu
uygulama sonraki Gök Türkler ve Moğollar gibi devletlerde de sürmüş, söz konusu devletlere
bağlananlar “Türk” ve “Moğol” veya “Tatar” adını almışlardır. Günümüzde Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes de etnik kökeni fark etmeksizin Türk olarak kabul ediliyor,
ancak bunun modern vatandaşlık kavramıyla bağlantılı olduğunu unutmamak gerekir.
Bunların dışında Hun devlet yapısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet yapısı arasında pek
fazla bir benzerlikten söz etmek zor, çünkü günümüz Türkiyesi’nin devlet yapısı tamamen
modern bir yapıya sahiptir. Ancak kültürel anlamda Hunlardan günümüz Türkiye Türklerine
ve diğer Türk halklarına kesintisiz bir devamlılıktan kolaylıkla söz edebiliriz.

8️⃣ Tekrar dünyaya gelseniz yine bu mesleği seçer miydiniz?

💬 Evet yine bu mesleği ve aynı alanı seçerdim çünkü bundan çok memnunum ve çok
seviyorum.

9️⃣ Yeni projeleriniz var mı?

💬 Geçen yıl Çanakkale’nin Ezine ilçesine bağlı Geyikli beldesi yakınlarındaki köylerin halk
kültürü üzerine yaptığımız saha incelemelerinden oluşan ve Geyikli Belediyesi tarafından
desteklenen projemiz kapsamında yakında bir kitap tamamlayacağız. Ayrıca Hun döneminden
Uygur dönemine kadar Avrasya bozkırlarında önemli roller oynamış ama siyasî birlikten
yoksun kaldıkları için üzerinde yeterince duyulmamış dağınık Türk boyları Tegrekler ve onlar

hakkındaki terminoloji hakkında bir kitap yayımlamayı planlıyorum. Önümüzdeki birkaç yıl
içerisinde başka kitap çalışmalarım da olacak. Ayrıca yine bu yıl Ezine’de yapacağımız saha
incelemelerinden oluşan bir proje ve şimdilik ayrıntılarına pek giremeyeceğim başka
projelerimiz mevcut.

🔟 Son olarak Doç. Dr. Hayrettin İhsan Erkoç okurlarımız için bir şeyler söylemek ister mi?

💬 Teşekkür ederim, herkese mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

İçeriği sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz:
Etiketlendi:
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm Yorumlara Bak
0
Yorumlarınız bizim için değerlix